Ülkemizin geleceği olan gençliğimiz üzerinde kara bulutlar dolaşıyor.

Bu çocuk yaştaki gençlerimiz neden bu kadar suç işlemeye meyilli hâle geldi?

Bu çocuklarımız nasıl olur da evden babasının silahını alıp suç işler?

Unutmayalım, terbiye ailede başlar. Okullarımız terbiye değil, bilgi verir. Araştırmaya, tedbirler almaya buradan başlamalı.

Ders yılı başlayalı henüz 3 hafta oldu.

Yetkililerce alınan tedbirlere rağmen okullarımızda yaşanan olaylar milletimizi tedirgin etti.

22 Eylül’de Manisa’daki olayda bir okulumuzda öğrencilerimizi hedef alan bir saldırı gerçekleşti.

Öğrencileri hedef alan tüfekle yapılan bu saldırıda 11 evladımız yaralandı.

İstanbul Başakşehir’deki ikinci olayda, Şeyh Şamil okulumuzda bir öğrencimiz bıçakla sınıftaki öğrencilere saldırdı.

8 öğrencimiz yaralandı, 10 yaşındaki bir öğrencimiz şehit oldu.

Bu olaylar milletimizi tedirgin etti.

Geçen çarşamba günü yine İstanbul’da Esenyurt Anadolu Lisesi’nde iki grup arasında kavga çıktı. Kavgada 5 öğrencinin yaralanması, “Evlatlarımıza ne oluyor?” sorusunu gündeme getirdi.

İlim, bilim yuvalarında böyle olayların olmaması gerekir.

Bu yıl okullarımızda kademelere göre okul sayısı 75.015’tir.

Bu okullarda okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretimde olmak üzere 17 milyon 704 öğrencimiz eğitim görüyor.

Yani nüfusumuzun dörtte biri öğrenci velisi. Türkiye’de 17 milyon öğrenci velisi, anne baba huzursuz ve tedirgin.

TOPLUM OLARAK BİZE GÖREV DÜŞÜYOR!

Eğitim huzursuzluğu kaldırmaz. Güven ve huzur içinde yapılır.

Devletimizin her kademesinde yetkililer, öğrencilerimizi korumak için önlemler alıyor. Çözümler arıyor. Yine de olayların önüne geçilmiyor.

Toplum olarak bize de görevler düşüyor. Evlatlarımızı yakından takip etmeliyiz.

Her akşam Nazilli’de 23 Nisan Parkı’nı bir dolaşın.

Grup grup olmuş gençlerin içki içtiklerini görürsünüz. Emniyet ve ilgili kişiler nerede, niye müdahale yok? Bu, ilgililerin sorumsuzluğu, ilgisizliği değil mi?

Bu durum kabul edilemez. Toplum, polisimizin denetimlerini sıklaştırmasını sağlamalı.

Bu olaylar, ülkemiz üzerinde oynanan oyunlardan biri olabilir.

İç ve dış düşmanlar, gençlerimizi uyuşturucu, içki ve kumar ile teslim almaya çalışabilir.

Anayasa’nın milletimize verdiği şikâyet hakkı çok önemli. Vatandaş olarak çevremizde böyle durumlarda emniyet ve güvenlik birimlerine ihbar edelim, şikâyet hakkımızı kullanalım.

Köylere kadar inen uyuşturucu baronlarını, sorumsuz gençliği ancak böyle durdururuz.

MİLLETİMİZİN GELECEĞİ OLAN GENÇLERİMİZİ ANCAK BÖYLE KURTARIRIZ. BÖYLE KORURUZ.

**

SPORUMUZDA, MONTELLA KAMBURU

Futbolda sahalarımız yabancı futbolcu çöplüğüne döndü.

Son 7 maçta 6 mağlubiyet alan futbol millî takımımız, yabancı teknik direktör krizi yaşıyor.

Türk sporunda yetkililerin konuştuklarıyla yaptıkları işler çok farklı.

Konuştukça mangalda kül bırakmayan yetkililerimiz, sporda dünyaya Türk futbolunun damgasını vuracağız diyorlar.

Adeta milletin aklı ile alay ediyorlar. Sahalarımızı yabancı çöplüğüne çevirdiler.

Türk futbolunda yetenekli Türk çocuklarının önünü kesiyorlar.

YERLİ FUTBOLCULARIMIZA en büyük zararı veriyorlar.

Federasyon Başkanı Hacıosmanoğlu’nun iş bilmez, öpmeye kokmaya gelmez bir yapısı var.

Çok acıdır ki Türk futbolunu, ismi cismi bilinmeyen İtalyan teknik direktör Montella ile çağ atlatacağına inanmış.

Akıl hocaları herhâlde başkanı öyle inandırmış, öyle yönlendirmiş.

Ayrıca Montella’nın sözleşmesine, görevden alınması hâlinde yüksek miktarda tazminat ödenmesi eklenmiş.

Bu olay siyasette olsa Başkan Hacıosmanoğlu hakkında kamu zararı yaratmaktan mutlaka soruşturma açılırdı.

Türk millî takımının şu hâline bir bakın.

Dünya Kupası’nda ve Avrupa liglerinde oynadığı son 7 maçta 6 mağlubiyet almış.

Spor âlemine rezil oluyoruz. Ama kimseden ses çıkmıyor.

Kendisine ödenecek tazminat nedeniyle Montella’nın işine son veremiyorlar.

Herkes susuyor. Rezalete ses çıkaramıyor.

Türk sporu gerçekten sıkıntılı bir dönem yaşıyor.

Liglerde Türk oyuncu görmek zorlaştı.

Hepimiz yabancı aşığı olduk. Bu konuda adeta yarışıyoruz.

Sporumuz, Avrupa’nın çöplüğü oldu.

İçi boş, limon gibi sıkılmış sporcular Türkiye’ye akın ediyor.

Bu anlayış içinde gençlerimiz nasıl yetişecek? Dünyada nasıl söz sahibi olacak?

Rahmetli Hüseyin Barışcan’ın meşhur sözü geldi aklıma. Ne demişti rahmetli?

“DÖKME SUYLA DEĞİRMEN DÖNMEZ.” demişti.

**

ENFLASYON DÜŞÜYOR MU?

Türkiye her 5-10 yılda bir fon krizi gibi benzeri krizleri zaman zaman yaşıyor.

Bu krizler büyük halk tabanını kapsıyor.

Ekonomiye etkisi olumsuz olduğu gibi mağdur olan halk oluyor.

Vatandaşın enflasyon altında ezildiği şu günlerde Sayın Bakan Mehmet Şimşek, 3-5 gün önce ne dedi?

“57 ay sonra enflasyon yüzde 30’un altına düştü.” dedi.

Pes doğrusu! Bakan, enflasyonun yüzde 27,50 olduğunu sevinerek söyledi.

Sayın Bakan’ın bunları söylediği sırada, mal varlığına el konulup daha sonra kaldırılan, adı fon skandalına karışan Ali Emre Ballı’nın haberlerde İstanbul’da intihar ettiğini öğrendik.

Ballı’nın 500 milyonluk ödemeyi yapamaması intihar sebebi olarak yazıldı, çizildi.

Çekmeköy’de otomobilinin içinde, başından silahla vurulmuş hâlde ölü olarak bulundu.

Böylece fon skandalı ilk kurbanını da vermiş oldu.

Demokrasinin yara aldığı, siyasetin tıkandığı yerde suikastlar, intiharlar hız kazanır.

Bildiğimiz gibi bu fon krizinin bir milyona yakın kişiyi mağdur ettiği iddia edildi.

Adına kirli para krizi de denen bu yolsuzlukların, alınan tedbirlerle aşılması inşallah kısa sürede gerçekleşir.

Hükümetin fonla ilgili konuda arka arkaya toplantılar yapması, olaya gösterdiği duyarlılığı gösteriyor.

NE VAR Kİ, ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇTİ.

**

HASTANELERDE ENFEKSİYON TEHLİKESİ ARTIYOR!

Son zamanlarda hastanelerde hastaların enfeksiyon kapması olaylarındaki artış hastaları tedirgin ediyor.

Sağlığına kavuşmak için hastaneye koşan hastalarımızın enfeksiyon kapması sonucu hayatlarını kaybetmesi kamuoyunda panik yarattı.

Son aylarda Nazilli’den anjiyo olmak için Aydın Şehir Hastanesi’ne giden iki hastadan birisi H.B. hayatını kaybetti.

Hastanın anjiyo sonrası CRP’si 230’a yükselmiş. Önce yoğun bakıma, daha sonra da entübe edilen hasta maalesef kurtulamamış.

Yine Nazilli’nin sevilen iş insanı N. K., anjiyo için Nazilli’den Aydın Millet Hastanesi’ne sevk edilmiş.

Anjiyodan sonra hastanede yine enfeksiyon kapan hastanın CRP’si 215’e yükselmiş.

Yakınlarının imza vermesi ile hastaneden ayrılan hasta, başka hastaneye giderek sağlığına kavuşmuş. Ölümden dönmüş.

Ülkemizde hastaların enfeksiyon kapması sık yaşanan bir olay hâline geldi.

Hastane yetkilileri, yöneticiler bu konuda çok dikkat etmeli. Hastanelerimizde ENFEKSİYON KONTROL BİRİMİ KURULMALI.

Yine personelin sıkı el hijyeni kurallarını uygulamasına önem verilmeli.

Hastanelerimizde önemli yerlerde görev yapan sağlık personeli hijyen kurallarına uymalı.

İNSANLARIMIZ HASTANELERE ŞİFA BULMAK İÇİN GİDER, ÖLMEK İÇİN DEĞİL. BU DA UNUTULMAMALI.