Yağmurun toprakla öpüştüğü ve bereketin adeta yerden fışkırdığı güzel günler yaşıyoruz.
Memleketimize ne güzel yağmur yağıyor haftalardır.
Yağmur, gökyüzünün yeryüzüne yazdığı en eski mektuptur diye bir söz okumuştum yıllar önce.
Her damlası, binlerce yıllık bir alışkanlığın sessiz tekrarını taşır.
Ne bağırır ne çağırır; usul usul iner ve dokunduğu her yere hayat bırakır.

İnsan çoğu zaman fark etmez ama yağmur, varlığını hissettirmeden en büyük işi yapar.
Kuruyan toprak, yağmurla birlikte hafızasını hatırlar.
Çatlaklar kapanır, sertlik yumuşar.
Toprak suyla barıştığında, hayat yeniden yol bulur kendine.
Yağmur, emeğin sabırla birleştiği noktada durur.
Şehirlerde yağmur çoğu zaman aceleyle karşılanır.
Şemsiyeler açılır, adımlar hızlanır. Oysa yağmur, gökyüzünün bize “yavaşla” demesidir. Havanın temizlenmesiyle birlikte zihin de arınır. Yağmur sonrası duyulan o tanıdık koku, sadece toprağın değil, insanın da ferahladığına işarettir.
Bir de yağmurun öğrettiği bir denge vardır. Ne fazla olmalıdır ne eksik. Fazlası sele dönüşür, azı kuraklığa. Tıpkı hayat gibi… Ölçüsünde olan her şey bereket getirir.

Yağmur yağdığında sadece yollar ıslanmaz; geçmiş de ıslanır, hatıralar da.
Çocukluğun sokakları, tarladaki ilk pamuk, pencereden izlenen uzun akşamlar…
Hepsi bir damlanın içinde yeniden canlanır. Belki de bu yüzden yağmur, insana bu kadar yakındır.
Sonuçta yağmur, hayatın kendisi gibi sessiz ama vazgeçilmezdir. Değerini anlamak için yokluğunu beklemek zorunda kalmadan, her yağışta şükretmeyi bilmek gerekir.
Çünkü yağmur sadece toprağı değil, insanı da ayakta tutar.
Yaşadığımız bu Anadolu topraklarına Orta Asya'dan göç etmemizin sebebini bilmeyen yoktur.
Orta Asya'daki kuraklık.
Susuzluk tıpkı sağlık gibidir. Değeri kaybedilince anlaşılır.
Mesela biz, bir topan ekmeği yerde görsek, atana kızarız ve ardından öpüp eğilip bir kenara koyarız.
Aynı biz, eve geldiğimizde saatlerce duşun altından çıkmayız.
Bazen mutfakta elimizdeki iki çatalı durulayayım derken kafamızı yamultup omzumuzla kulağımızın arasına sıkıştırdığımız telefonla dakikalarca konuşuruz. Boşa akıp giden suyun melodisine kapılıp israf ettiğimizin farkına bile varamayız.

Boşa akıp gidenin hayat olduğu aklımıza bile gelmez.
Ekmek bizim değerimiz de su değil mi?
Su,
İnsan hayatının var oluş iksiri olduğu gibi, bütün canlıların da öz kaynağıdır.
Su,
En önemli yaşam mucizedir.
Su,
Fiziksel ve ruhsal temizlenmenin olmazsa olmazıdır.
Yaradan bize her defasında yeni şanslar veriyor.
Bu yağmurun, bereketin kıymetini bilelim.
Kim bilir belki de bu yağmurlar bizim son şansımız.

Kuraklık, birdenbire oluşan bir felaket değil, büyük ölçüde insanoğlunun eseridir.

Umarım artık daha dikkatli oluruz.

Bu konuda her birimiz gerekli tedbirleri alalım.
Eserimiz bizi esir almadan.

Sağlıcakla...