Türkiye’nin yaşadığı en büyük depremlerden biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden tam 21 yıl geçti. Daha dün gibi değil mi?
Deprem olduğunda Afyon’un Başmakçı İlçesinde idim. Yıllık iznimin 15 gününü Adapazarı’nda, 15 gününü de damadı olduğum İzmit’te kullanmış, 16 Ağustos’ta tekrar Başmakçı ’ya Müftülük görevime dönmüştüm. Ancak eşim ve iki çocuğum, İzmit’te kalmışlardı.
17 Ağustos 1999 Salı günü, sabah namazını kılmak için hazırlandığım esnada, komşu dairede televizyonun sesi, İzmit’te, Gölcük’te 6,4 şiddetinde bir depremin olduğundan bahsediyordu. Hemen telefona sarıldım. Ancak İzmit’te çocuklarımın da bulunduğu kayınpederimin evinden cevap alamıyordum.
Saat 9, 10 civarında depremin büyüklüğü 7,4 olarak televizyonlar aracılığıyla tüm dünyaya duyuruldu. Çok büyük bir depremdi. Hemen yola çıkmak için hareket ettim. Ancak, otobüslerde yer bulamadım. Büyük kayınbiraderim cep telefonundan arayarak bana ulaştı. Müftülük Memuru Hüsamettin Gönüllü, kardeşi Abdurrrahman ve Hamdi Gönüllü kardeşlerin özel aracı ile İzmit’e gittik. Eniştem Fikret Pehlivan, Kayınpederimin, kayınvalidemin, eşimin ve çocuklarımın öldüğünü, kurtaramadıklarını söyledi. O an dünya başıma yıkılmıştı. Uzaktan, televizyondan depremin şiddeti anlaşılmıyordu. Ancak bizzat görüp yaşamak lazımdı.
Biraz sakinleştikten sonra, depremde yıkılan evimizin yanına gittik. O sırada Tüpraş’ta yangın devam ediyordu Kayınpederim, biz yazın geldiğimizde rahat edelim diye evinin üstüne teras katı yaptırmıştı. 7 katlı bu binanın teras katı, şimdi asfalt üzerindeydi. O zaman 6 yaşında olan Elif ve 4 yaşında olan kızım Esra ile eşimin enkaz altında kaldığı bu binayı gördükten sonra, depremin şiddetini daha iyi anladım.
Beni beraberinde getiren arkadaşlarımdan Abdurrahman Gönüllü Bey, enkaz üzerinde çocuklarımın isimlerini çağırırken, kayınvalidemin sesini duyunca hemen beni çağırdı. Kayınvalidem ile görüştüm. Kendisinin, eşimin ve çocuklarımın yaşadığını, fakat kayınpederimi kaybettiğimizi söyledi. Hemen çalışmalar başladı. Dozerler, kepçeler ve Almanya’dan gelen bir ekip rehberliğinde depremin üzerinden 32 saat geçtikten sonra kayınvalidemi, 38 saat geçtikten sonra da eşim ve iki kızımı enkaz altından sağ olarak çıkardık. Allah’a binlerce hamdü senalar ediyorum.
Malın, paranın sıfıra indiği, bir işe yaramadığı zamanlar vardır. Hep düşünüyorum. Rahmetli kayınpederim Yaşar Yıldırım, o yedi katlı binanın kendisine mezar olacağını bilseydi, orayı yaptırır mıydı? Ama biz insanoğlu ne zaman, nerede ve ne şekilde öleceğimizi bilemiyoruz.
Depremi en yakından yaşamış biri olarak, depremden sonra, çocuklarımın enkaz altından çıkarılışını fotoğraflayan NTV Muhabiri Cemal KAPLAN’ın çekmiş olduğu resim, Kardeş Aile Kampanyası afişi olarak kullanıldı. Siz de kardeş aile edinin, yüreğinizde siz de yer açın şeklinde başlayan bir kampanya.
Şimdi düşünüyorum da Allah bizleri Bakara suresinin 155. ayetinde buyurduğu gibi “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenlere müjdele!” ayetini o zaman daha iyi anladım.

Bu depremde, Fatma halamı, Tarık eniştemi ve Hakan ve Serhan iki yeğenimi Adapazarı’ndaki depremde kaybettim. Rahmetli halam ile depremden bir hafta önce görüşmüştük. O sıralarda en büyük amcam hasta idi. Halamın bir sözünü hatırlıyorum. Demişti ki halam babama: “Enver Abi, Şaban abimi ara, durumu kötü, öte tarafa yolcu gibi” demişti. Fatma Halam ailenin en küçüğü, Şaban amcam ailenin en büyüğü idi. Ne oldu biliyor musunuz? Yolcu dediği, hasta dediği, öteye uğurlamaya az kaldı dediği amcam üç sene sonra, halam bir hafta sonra hem de depremde vefat etti. Ona bu sözü söyleten ne idi? Çünkü halamın, eniştemin, yeğenlerimin hiçbir hastalığı yoktu. Ona göre önünde uzun bir ömür vardı. Daha çocuklarını evlendirecekti, torunlarını sevecekti. Ama olmadı. Ecel şerbetini erkenden içti.
Elimizde yarına çıkacağımıza dair bir belgemiz senedimiz yok. O halde, yarına hazır olmamız lazım, hazırlıklı olmamız lazım.
Bu vesile ile 21. yılını geride bıraktığımız 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, geride kalanlara da sabırlar diliyorum.
Cuma günleri hatiplerimiz hutbe arasında bir dua okuyorlar. Bu yazımı o dua ile bitiriyorum:
“Allah’ım! İslam’a ve Müslümanlara yardım et! Vatanımızı ve milletimizi her türlü tehlikeden koru! Bize dünya ve ahirette iyilik ve güzellikler ihsan eyle. Bizi, ana-babamızı ve bütün MÜ’m inleri bağışla. Şüphesiz Sen işiten ve dualarımızı kabul edensin.”
Allah bu millete bir daha büyük acılar yaşatmasın…

BİLGİ NOTU: (Resmin yayınladığı site adresi: http://www.vehbiaksit.net/?pnum=171&pt=17+A%C4%9Fustos+1999+Marmara+Depremi
Yukarıdaki resim, Kardeş Aile Kampanyasında Çalışma ve Güvenlik Bakanlığının afişi
Bu afişte yer alan soldaki kızım Esra sağdaki kızım Elif, ortada bulunan
Yengemiz, enkaz altından 38 saat sonra çıkarılıp ambulansa bindirildikleri resim
Anadolu Ajansı Muhabiri ve NTV Muhabiri Cemal Kaplan tarafından çekilmiş ve binlerce resim arasından afiş resmi olarak seçilmiştir.
Kızım Elif Şeyma diş hekimi olarak görev yapıyor, Küçük kızım Esra ise Tıp Fakültesi son sınıfta öğrenci.
Bana eşimi ve iki kızımı bağışlayan Allah'a hamd ediyorum.
Rabbim bizlere bir daha böyle acılar yaşatmasın.
Amin.
Vehbi AKŞİT