Hayat yeniler kendini

“Geçmişin ölmek istemediği, geleceğin doğmayı reddettiği bir bölge”de, yaşlı adam kenarları iyice yıpranmış, sararmış Mushaf’ın önünde, kurumuş ve çatlamış dudaklarını kıpırdatıyor usulcacık. Mushaf’ın sayfalarını incitecekmişçesine özenle çevirip, ileri geri hafif kıpırdanışlarla, hayatın damarlarını çatlatacak bir coşkuyla okuyor.

Dünya kıpırdayan dudaklarının arasında kalmış ve okuduğu için dönüyor. Dünya vücudunun salınımlarına ayak uydurmuş da dönüyormuş gibi.

Mushaf’ın sayfalarını çevirmeye devam ediyor yaşlı adam. Zaman sayfaların arasında akıyor. Sayfayı çevirmezse tarih orada kalıverecek. Her şey susacak, her şey duracak, herkes zifiri bir suskuda yolunu kaybedecek…

Gözlükleri burnunun ucuna kadar düşmüş. Gözlerinin etrafında çukurlar bir anda ıslanıveriyorlar.

Gelini ve dört çocuğuyla aynı evde kalıyor.

Birazdan yemeğe oturacaklar. Kadın kaya gibi duran ekmekleri bir tencereye koyup suyun içinde yumuşatmaya çalışıyor. El-Halil’de kuşatma sürüyor çünkü. Uzun namlulu silahlar, evinden çıkan kim olursa olsun, alnına, kalbine buz gibi bir öpücük kondurup duvarın ötesine taşıyor.

Çocukların elleri taş tutabilecek kadar güçlü olsun diye, elinde ne varsa sofraya koyuyor kadın.

Mushaf’ın sayfaları arasında, hayatın damarlarına kan pompalamaya devam ediyor adam. O okuduğu için evleri kuşatılıyor. Okudukça kuşatmanın kalkmayacağının farkında. Okudukça aç kalacaklarının farkında. Okuduğu için oğlunun sofranın başında olamadığının farkında ve fakat hakikatin kutsal yüzünün hatırına okumaya devam ediyor.

Okumalı çünkü.

O okumazsa Kudüs sokaklarında koşuşturan çocuklar nefessiz kalıp bir kenara yığılıverecekler.

O okumazsa öksürüp duran “uzi”ler daha çok adamı yere serecek. O okumazsa yeryüzünün iffeti, Cenin’in yıkıntılarında gömülü kalacak.

Gürültünün gitgide sokaklara yayıldığı ve geçmişin bilge sözlerini bastırdığı bir şehirde, parlak sayfalı ve  lafızları kırmızı renkle belirginleştirilmiş Mushaf’ı okuyor genç kız.

O da kendi kuşatmasını yarabilmenin yolunu arıyor. Okullardan kovulmanın, ağabeylerin, hacı beylerin şirketlerinde ucuza çalıştırılmanın, günbegün yalnızlaştırılmanın arasında çıkabileceği bir boşluk peşinde.

O okumazsa onuru kırık kız babaları başlarını yerden kaldıramazlar.

Etrafına topladığı mahallenin çocuklarına, nebilerden şehrimizde kalan son sabırla, bıkmadan usanmadan Mushaf’ın incelikli, çarpıcı cümlelerini tek tek öğretmeye çalışıyor.

Filistin, İstanbul oluyor. İstanbul, Filistin…

Yaşlı adamın mırıltılarıyla, genç kızın sesi birbirine karışıyor. Mushaf’ın sayfaları çevriliyor. Bir sayfası Süleymaniye’de, diğer bir sayfası Hz. Ömer Camii’nde çevriliyor.

Evrensel bir inat, tüm kuşatıcıların dirençlerini kırıyor. Yaşlı adamın çukurlaşmış gözlerinde biriken yaş genç kızın beyaz ellerine damlıyor. tarik tufan...

“Fe Eyne Tezhebun”

”peki, (hal böyleyken siz) nereye gidiyorsunuz?” 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Cennet Özmen Arşivi