Son günlerde sosyal medyada Karabük’ün Eskipazar Belediye Başkanı Sayın Serkan CIVA’yı takip ediyorum.
İçerik üreticilerine taş çıkaracak nitelikte videolar yayınlıyor ve bu videolar hatırı sayılır şekilde izleniyor.
Çünkü çok içten, açık sözlü ve esprili bir yönetici.
Özellikle hangi partiden belediye başkanı olduğuna bakmadım.
Çünkü icraatları ve toplumla diyaloğu siyaset üstü bir nitelik taşıyor.
Sanki bir sivil toplum temsilcisi gibi çalışıyor.
Kendisini yürekten takdir ediyorum.
Karda yolda kalıp personeline,
“Siz nereleri tuzladınız? Ben yolda kaldım Başkan yolda kalır mı? Demek ki işimizi iyi yapmıyoruz.”
Diyecek kadar kendisiyle barışık, şakacı ve açık sözlü.
Yaşlı teyzelerin isteklerini birebir yerine getirip, onlarla içtenlikle sohbet ediyor .
Hatta Almanya’daki bir hemşerisinin emanetlerini ilçesindeki köyüne kendi elleriyle teslim eden bir başkan.
Ayrıntıları anlatmıyorum ki izleyin.
Müptelası olacaksınız.
Geçenlerde Eskipazar’a daha önceden yaptırdığı bir parkın ve piknik alanının son halini paylaştı Sayın Başkan.
Parktaki banklar kırılmış, bazısı yakılmış.
Adeta bir harabeye dönüşmüş o güzelim park.
Haklı olarak kızgın bir tavırla isyan ediyor Serkan Cıva:
“Yazık değil mi millî servete, yazık değil mi milletin parasına?” diyor.
“Yakacağınız yoksa ben size belediyeden yakacak vereyim. Bankları, tahtaları kırıp yakmak da neyin nesi? İbretialem olsun diye burayı tamir ettirmeyeceğim.” diye de ekliyor.
Bu paylaşımın altına, yeni neslin bu tür davranışlar sergilemesinin sebeplerini yazacaktım ancak sebeplerini kendi köşemden anlatmaya karar verdim.
Sayın Serkan CIVA
Ben, kendi penceremden doğru gördüklerimi yaklaşık 15 yıldır yazan ve toplumu kendimce aydınlatmaya çalışan bir köşe yazarıyım.
Aynı zamanda eğitimciyim.
Aydın Nazilli'de yaşıyorum.
Sizin haklı olarak isyan ettiğiniz bu tür olayları bizler burada da yaşıyoruz.
Bu, sadece sizin değil ülkemizin en temel sorunlarından biri.
Parklarda, bahçelerde ve kamusal alanlarda karşılaştığımız manzaralar, basit bir çevre kirliliğinin çok ötesinde bir soruna.
Yere atılmış çöpler, kırılmış banklar, tahrip edilmiş oyun alanları ve duvarlara yazılmış anlamsız yazılar.
Bunlar yalnızca fiziksel bir yıkım değildir.
Toplumsal bir aşınmanın, ortak yaşam bilincindeki erozyonun somut göstergeleridir.
Belediyelerin yaptığı her bank, her salıncak, her spor aleti kamu kaynaklarıyla, yani hepimizin vergileriyle hayata geçiriliyor. Dolayısıyla bu yapılara verilen zarar, “devlete” ya da “belediyeye” değil, doğrudan topluma veriliyor.
Buna rağmen kamusal alanların sahipsizmiş gibi görülmesi, sorumluluğun yalnızca kurumlara yüklenmesi, bireyin kendisini bu düzenin dışında konumlandırması ciddi bir zihniyet problemine işaret ediyor.
Bir parkın temiz ya da kirli olması yalnızca temizlik görevlilerinin sayısıyla açıklanamaz. Bir bankın sağlam ya da kırık olması da sadece güvenlik kameralarının varlığıyla ilgili değildir.
Asıl mesele, bireyin kamusal alana bakışıdır. “Bana ait değil” düşüncesi, “kimse görmüyor” rahatlığıyla birleştiğinde ortaya sorumsuzluk çıkıyor. Oysa kamusal alanlar, ortak yaşamın aynasıdır; nasıl kullanıldıkları, toplumun kendisiyle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır.
Bu noktada sorumluluğu tek bir tarafa yüklemek de kolaycılık olur.
Bu kişiler tespit edilip caydırıcı yaptırımların uygulanması, güvenliğin sağlanması ve kamusal alanların sahiplenildiğini hissettiren bir yönetim anlayışı elbette önemlidir.
Ancak hiçbir kamera, hiçbir ceza, içselleştirilmemiş bir toplumsal sorumluluğun yerini tutamaz.
Asıl eksiklik, uzun vadeli ve derinlikli bir vatandaşlık bilincinde yatıyor.
Okullarda verilen eğitimin, aile içinde aktarılan değerlerin ve gündelik hayatta kurulan dilin bu bilinci beslemesi gerekir.
Çevreyi korumak, kamu malına zarar vermemek, başkasının hakkını gözetmek; bunlar soyut erdemler değil, birlikte yaşamanın asgari koşullarıdır.
Bir bankı kırmak, bir ağacı tahrip etmek ya da yere çöp atmak küçük bir eylem gibi görülebilir. Ancak bu küçük eylemler biriktiğinde ortaya çıkan tablo büyük bir çöküşü anlatır.
Toplum, kurallarla değil ortak vicdanla ayakta durur.
O vicdan zayıfladığında en sağlam beton bile dayanmaz.
Bugün parklara bakarken gördüğümüz yıkım, yarın başka alanlarda karşımıza çıkacaktır.
Bu yüzden mesele estetik ya da temizlik meselesi değil; ortak geleceğe duyulan saygının meselesidir.
Kamusal alanlara nasıl davrandığımız, aslında birbirimize ve kendimize nasıl davrandığımızın açık bir göstergesidir.
Genç Başkanım, size tavsiyem;
Olumsuzluklar elbet olacaktır, elbet zorluklar çıkacak karşınıza. İsyan da edilecek bazen vicdansızlıklara.
Ancak bunlara yenilmeden, yılmadan topluma hizmet etmeye devam etmenizdir.
Sağlıcakla…