Yaz ayları geldi mi artık içimiz rahat etmiyor. Televizyonu açıyoruz, telefonu elimize alıyoruz; yine bir yangın haberi… Bir yanda gökyüzünü kaplayan duman, diğer yanda alevlerin arasında yaşam mücadelesi veren insanlar ve çaresiz kalan canlılar.
Doğayla iç içe büyümüş biri olarak şunu söyleyebilirim; orman sadece ağaç değildir. Orman, nefestir. Orman, gölgedir. Orman, gelecektir. Bir ağacın büyümesi onlarca yıl alırken, onu yok etmek birkaç dakikaya bakıyor.
Elbette herkes pikniğe gidecek, ailesiyle vakit geçirecek. Ancak özgürlüğün olduğu yerde sorumluluk da vardır. Yasak olan alanlarda mangal yakmanın, söndürülmeden bırakılan ateşin ya da araçtan gelişi güzel atılan bir sigara izmaritinin nelere mal olabileceğini artık yaşayarak görüyoruz. “Benden bir şey olmaz.” düşüncesi, en büyük hataların başlangıcıdır.
Yangın çıktığında hep birlikte üzülüyoruz. Sosyal medyada paylaşımlar yapıyor, geçmiş olsun dileklerinde bulunuyoruz. Oysa asıl mesele, yangın çıkmadan önce aynı duyarlılığı gösterebilmektir. Çünkü doğayı korumak, alevler yükseldikten sonra değil, daha ilk kıvılcım oluşmadan başlar.
Bu topraklar bize miras kalmadı; bizden sonraki nesillerden emanet aldık. Eğer çocuklarımızın da çam kokusunu duyduğu, kuş sesleriyle uyandığı bir memlekette yaşamasını istiyorsak, bugün daha dikkatli olmak zorundayız.
Bazen en büyük iyilik, yapılmayan bir hatadır. Yakılmayan bir mangal, yere atılmayan bir izmarit, söndürüldüğünden emin olunan bir ateş… Belki de kurtarılan bir ormanın, bir canlının ve bir geleceğin hikâyesidir.