Bir milleti var eden en mühim etken…
O milleti meydana getiren fertlerin mefkûre sahibi olmasıdır.
Yani bir Kızılelma ülküsü…
***
Yeni neslin Kızılelması var mı sorusuna, Ömer Seyfettin’in “Kızılelma Neresi’” adlı hikâyesindeki şu bölüm fikir vermesi bakımından önemlidir.
O kısım şöyledir:
[...İskender Paşa üçüncüyü huzura soktu. Bu, geniş omuzlarına baratasının (başlığının) uçları düşen genç bir bostancıydı.
—.!...
— Kızılelma neresi?
— Atınızın gittiği yer... Padişahım!
— Orası neresi?
— Neresi olduğunu ancak padişahım bilir...
Evet... Orası ne Hint, ne Sint, ne Çin, ne Maçin, ne Viyana ne de Roma’ydı. Padişah huzurundakilere;
— Gördünüz ya, dedi, üçünün de cevabında bir fark yok. Hakikat bir “Kızılelma” benim gitmek istediğim yer, işte...Hakkın beni göndereceği yer...
Padişah birdenbire, Hakkın kendini göndereceği yeri düşündü.
Nihayet bulunmaz hak yolunun hakikat yolunun gittiği “Kızılelma” denen bu cennet kapısında Viyana Roma, Hint, Sint, Çin,Maçin birtakım fani harabelerden başka bir şey miydi?]
Meşhur Kızılelma manzumesinde Ziya Gökalp başlangıç dizelerinde Kızılelma’yı şöyle tanımlar:
Zemîni mefkûre, semâsı hayal
Bir gün gerçek, fakat şimdiki masal
Türk medeniyeti taklitsiz, safî
Doğmadıkça bu yurt kalacak hafî
Milliyetperver, milliyetçi kıymetli fikir adamlarımızdan bazıları Kızılelma’yı şöyle tanımlamışlardır.
Prof. Dr. Osman Turan: “Osmanlı Padişahları, tarihî cihan hâkimiyeti mefkûresine, eskiden daha kuvvetli bağlanırken, İstanbul’u bu hâkimiyetin ilk merhalesi ve merkezi sayıyorlardı. Türk siyaset ve fikir adamları arasında gelişen bu millî ve İslâmî mefkûrenin halk kitlelerine ve askerlere Kızılelma adı ve efsanesiyle yayılması çok dikkate değer olup, İstanbul’u sembolleştiriyor ve Türkler için ona sahip olma emelini teşkil ediyordu. Yani Kızılelma İstanbul’dur.” diyordu.
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu: “Bizim ordularımız, tarih boyunca biri millî, diğeri insanî olmak üzere, çift vazife ifasına çalışmıştır. Türk ordusunu diğer ordular arasında çok yükselten insanî vazife, büyük milletimiz tarafından Kızılelma tefsiriyle ifadelendirilmiştir.”
İsmail Hami Danişmend: “Eski Türkler, Osmanlı imparatorluğunu üç kıtanın birleştiği yerde kurmadan, önce millî vicdanlarında kurmuşlar ve bütün askerî hamlelerinde işte o büyük ülkünün, gidildikçe uzaklaşan hududuna doğru atılmışlardır. Ana vatana her taraftan genişleyen manevi bir harita çizilmiş gibidir. Gönüllerde yer alan bu haritanın türlü istikametlerdeki büyük merkezlerine hep Kızılelma-Kızılalma adı verilmiştir. Türkün yüreğindeki coğrafyanın merkezlerine Kızılelma denir.”
Peki, bütün mücadelelerin temelini oluşturan neslimize, sorumluluk sahipleri olarak Kızılelma’yı verebiliyor muyuz?
Bu taze beyinleri, boş zihinleri mefkûresiz ne ile donatacağız?
Gençliğimizi; müspet ilimle, doğru tarihle ve kültürle, sahih gelenek ve dini malûmat ile doyuramamışken; bu gençlerimizden nasıl başarı bekleriz?
İnançsızlığın kol gezdiği bir ortamda olumsuzluklarla müdahale etmeyerek mi?
Körpe dimağlara, yeni neslimize sahih geleneğimizin aslını vermeye çalışanları ise öcü göstererek mi?
Kızılelma’sına doğru koşan…
Mefkûre sahibi bir nesil hayal ediyorsak…
Boşluktaki gençliğimizin “idolü” haline gelen…
Tek hedefi kısa yoldan köşe dönmecilik ve vasıfsız çığırtkanlık yapan…
Sözüm ona şarkıcı, popçu, heavy metalciler gibi…
Çağımızın müstemleke kültürünün yeni nesile vereceği bir şey olamaz.
Milletini seven, vatanına sahip çıkan, en ufak bir tedhişçilik hadisesine karışmayan…
Aksine, bunları önleyerek gençliğimizi yetiştirmenin tek yolu:
Yeni nesli mefkûre sahibi yapacak vasıtaları hakiki membaından kana kana içmesine imkân vermektir.
Bu mecraların önünü açmaktır.
Bunlarla birlikte, elele vererek…
Geleceği yeniden inşa edecek hamleci nesli yetiştirmektir.
Geçmişiyle barışmış, yön verilen değil, yönveren…
Şahsiyetli, ufuk sahibi olacak nesilleri yetiştirmeliyiz.
Bunun gerçekleşeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Bütün gençlerimizin gerçek manada Kızılelma’sına sahip olması ümidiyle...