Ay Tanrıçası Selene’nin sonsuz aşk uğruna çoban Endymion’u ölümsüz bir uykuya mahkûm ettiğine inanılan bu mistik coğrafyada, doğa adeta tarihle iç içe nefes alıyor. Sert kayalıkların arasından sessizce filizlenen Dağ Çayı (Sideritis) ise yüzyıllardır hem efsanelerin hem de şifanın simgesi olmayı sürdürüyor.

KAYALIKLARIN ARASINDA YETİŞİYOR
1375 metre yüksekliğe ulaşan Latmos Dağları’nın sarp yamaçlarında yetişen dağ çayı, zorlu doğa koşullarına rağmen yaşam mücadelesi veriyor. Yakıcı güneşe, susuzluğa ve sert rüzgarlara direnen bitki, ortalama 40 santimetre boya ulaşabiliyor. Bölge halkı tarafından büyük emeklerle toplanan endemik bitki, özellikle kış aylarında sofraların vazgeçilmez şifa kaynağı olarak tüketiliyor.

ANTİK ÇAĞDAN BUGÜNE UZANAN ŞİFA
Dağ çayının şöhreti yalnızca Anadolu ile sınırlı değil. Antik çağın ünlü hekimi Dioscorides’in MS 1. yüzyılda kaleme aldığı eserlerde de Sideritis’in yaraları iyileştirici ve yorgunluğu giderici etkilerinden söz ediliyor. Türkiye’de çoğunluğu endemik olmak üzere toplam 46 farklı dağ çayı türü bulunurken, Latmos bu eşsiz bitkinin en özel yaşam alanlarından biri olarak gösteriliyor. Kayaların arasından yükselen dağ çayı kokusu ise bölgenin yalnızca doğasını değil, binlerce yıllık hafızasını da yaşatıyor. Demlenen her fincan, geçmişten bugüne taşınan bir efsaneyi yeniden canlandırıyor.

LATMOS’UN ZİRVESİNDE BİTMEYEN AŞK
Bafa Gölü kıyısında gün batımına karışan Latmos rüzgarı, bugün hâlâ Selene ile Endymion’un hüzünlü aşkını fısıldıyor. Selene için uykuya yatan çobanın hikâyesi yüzyıllardır dillerden düşmüyor. Rivayete göre Ay Tanrıçası Selene, Bafa Gölü kıyısında sürülerini otlatan yakışıklı çoban Endymion’a âşık oldu. Her gece gökyüzünden sevgilisini izleyen Selene, onunla sonsuza kadar birlikte olabilmek için Zeus’tan yardım istedi. Endymion ise ölümsüzlük yerine, sevgilisinin yanında sonsuza dek sürecek bir uyku diledi. Zeus’un kabul ettiği dileğin ardından genç çoban Latmos’un mağaralarında sonsuz uykuya yatırıldı. O günden bu yana Ay’ın ışığının Latmos’a bir sevgilinin dokunuşuyla vurduğuna inanılıyor.


