Birçok şey gibi siyaset de çürüdü, rayından çıktı. Halkın ilgi alanının dışına itildi.
Ancak topluma damga vurmuş siyasetçileri millet unutmaz.
Onlar için mal mülk önemli değildi; ölçü, memlekete yaptıkları hizmetti.
Haklarında ne yolsuzluk ne de zimmet iddiaları gündeme geldi. Hep hizmetleri konuşuldu.
Haramdan uzak siyaset yaptılar.
Siyaseti kin, öfke ve nefretle değil; hoşgörüyle yürüttüler.
Hak, hukuk ve adaleti her zaman önde tuttular.
Birbirlerine bel altından vurmadılar.
Gıyapta konuşmayı ayıp saydılar.
“Biz işimize bakalım” dediler.
“Her koyun kendi bacağından asılır” deyip geçtiler.
Bu nedenle millet onlara “baba”, “Karaoğlan” gibi lakaplar taktı.
Algı yaratmayı bilmezlerdi; dobra dobra siyaset yaparlardı.
“Millet” deyip ceplerini doldurmadılar.
İşte bu örnek siyasetçilerden biri Bülent Ecevit, diğeri ise Süleyman Demirel’di.
Bülent Ecevit lise mezunuydu.
Bu nedenle kendisini eleştirenlere hoşgörüyle yaklaşırdı.
“Tahsil insanın cehaletini alır; varsa eksiklik insanda, baki kalır” der, geçerdi.
Süleyman Demirel ise inşaat mühendisiydi.
Türkiye’de birçok barajın yapımında emeği vardı.
Millet ona “Barajlar Kralı”, köylü çocuğu olduğu için de “Çoban Sülü” lakabını takmıştı.
Bugün Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’ya hayat veren Keban ve Atatürk Barajları onun projeleridir, eseridir.
O günün liderleri millete kin, öfke ve nefret değil; sevgi ve hoşgörü aşılamıştı.
Siyaset anlayışı o günlerde böyleydi. Bugünlere o iklimden gelindi.
Bugün yapılan siyaset; siyaset değil, kin, öfke, nefret ve hakarettir.
Atatürk’ün Meclisi’nde milletvekillerinin elinde otomatik silah olsa, Meclis’te sağ milletvekili kalmaz.
Hepsi birbirini vurur.
Milleti ve kendilerini böyle ayrıştırdılar, böldüler.
Yazıklar olsun bu siyasete!
**
ÖZEL, İKTİDARA DEĞİL MUHALEFETE Mİ OYNUYOR?
CHP Lideri Özgür Özel, uygulamaları ve söylemleriyle tarihe geçmeye namzet bir lider olmaya başladı.
İlerici olduğunu söyleyen, demokratlığıyla övünen Sayın Özgür Özel’in ağzından inanılmaz nefret söylemleri çıkıyor.
Söylemleriyle icraatları sürekli çelişiyor.
Demokratlık; hoşgörüdür, çok sesliliktir, özgürlüktür.
Öyle değil mi Sayın Özel?
Herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir, kimseyi rahatsız etmeden istediği gibi yaşayabilir.
Demokrasilerde kardeşlik ve iyi ilişkiler esastır. Toplumsal huzur çok önemlidir.
Peki siz CHP’de ne yapıyorsunuz?
13 yıl CHP Genel Başkanlığı yapmış Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na sırtınızı döndünüz.
Onu partide adeta “öcü” ilan ettiniz.
Yüzüne bakmıyor, selam vermiyorsunuz.
Parti içinde adının anılmasını yasakladınız.
Ona selam verenleri partiden attınız.
Yılların CHP’lisi, partiye büyük hizmetleri olan Gürsel Tekin’le tokalaşanı bile ihraç ettiniz.
Bu nasıl demokratlık Sayın Genel Başkan?
Bu, faşist bir uygulama değil mi?
Böyle yapınca Hitler’den ne farkınız kalıyor?
Bu CHP’ye yakışır mı? Gerçek yüzünüz bu mu?
PARTİYİ NEREDEN NEREYE GETİRDİNİZ!
Siz genel başkan olduğunuzda CHP’nin oy oranı yüzde 36–37 bandındaydı.
Seviyesiz ve ayrıştırıcı konuşmalarınızla topluma nefret aşılamaya devam ettiniz.
Aradan geçen 10 ayda oy oranı yüzde 30’lara düştü.
Hâlâ özeleştiri yapmıyorsunuz.
Yanlış, nefret dili içeren, hakaret dolu söylemlerinizi artık kesin.
Sizin yüzünüzden binlerce gencin hayatı karardı; hepsi fişlendi.
“10 düşünüp 1 konuşun.”
“Az olsun benim olsun” anlayışından vazgeçin.
Bu siyasi bölücülüğü kim yaparsa yapsın, karşısındayız.
Milletin bütünlüğünü bozmayın.
Başka Türkiye yok.
Türk milletinin demokrat, muhafazakâr ve milliyetçi çizgide yaşadığını unutmayın.
Bu insanlara güven vermezseniz nasıl iktidar olacaksınız?
Atatürk çizgisi dışında, Cumhuriyet rejimi dışında başka bir rejimin hayalini kimse kuramaz.
Yaptığınız siyaset milleti ayrıştırıyor; kin, öfke ve nefret yayıyor.
Bu CHP’ye yakışmıyor.
Çekinmeden Cumhurbaşkanlığına hazırlandığınızı da açıklayın.
eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu gibi Ali Cengiz oyunlarına girmeyin.
Unutmayın; milletin umudu olmaktan çıkıyorsunuz.
Sanki iktidar olmak için değil, ana muhalefet olarak kalmak için çalışıyorsunuz.
**
MİLLET AYARLARINA NASIL DÖNERİZ?
Son zamanlarda ülkenin geleceğinden umutla konuşan yok.
Herkes felaket tellalı olmuş durumda.
Son 10 yılda cinayetler, gasplar ve suç oranları yüzde 200 artmış.
Bu çok büyük bir oran.
Evet, biz böyle değildik.
Peki neden böyle olduk?
Ekonomik sıkıntıların etkisi elbette vardır ama her şeyi buna bağlayamayız.
Unutmayalım: “Üzüm üzüme baka baka kararır.”
Benim kanaatimce, bizi bu noktaya getiren en önemli nedenlerden biri sığınmacı sorunudur.
Bugün ülkemizde 17 milyona yakın sığınmacı olduğu iddia ediliyor.
Kültürleri ve değerleri farklı olan bu kontrolsüz nüfusun, suç olaylarında adı giderek artıyor.
Uyuşturucu, kumar ve kadın ticaretinde ciddi payları var.
Sığınmacılar kontrol altına alınmadan bu sorunların durulacağına inanmıyorum.
Bakın Trump ne diyor:
“Seçimleri kazandığımdan beri tek bir sığınmacıyı ülkeye almadım. Amerika’nın huzuru buna borçluyuz.”
Bu sözler bize de ders olmalı.
Elbette son söz devleti yönetenlerindir.
Bizi bizden başkası anlayamaz. Bunu unutmayalım.
**
SPORDA AVRUPA’NIN ÇÖPLÜĞÜYÜZ!
Sporda yabancı hayranlığı yeniden hortladı.
Avrupa’da “sıkılmış limon” hâline gelen yaşlı sporcuların ikinci baharı Türkiye oldu.
Adeta Süper Lig değil, emekliler ligi izliyoruz.
Kulüplerin seviyesiz ve kıyasıya rekabeti Türk sporunu bu noktaya getirdi.
Peki gelecekte millî takımlarımız nasıl oluşacak?
İlginçtir; sporun içinden gelen, hayatı sporla geçmiş yorumculardan ve eski sporculardan ses yok.
Kimse “Gençlerimiz nasıl yetişecek, Türk sporu nasıl kalkınacak?” demiyor.
Galatasaray son 3 yılda 24 yabancı futbolcu aldı; 14’ü 30 yaşın üzerinde.
Hakan Çalhanoğlu 31 yaşında.
Fenerbahçe’ye gelmesi konuşulan Kante 34 yaşında.
Allah aşkına, bu oyuncular Türk futboluna ne kazandıracak?
Bizim çocuklarımız nasıl yetişecek?
Bu akış durdurulmalı.
Öz evlatlarımızın önü açılmalı.
Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir yabancı tutkusu yok.
Üstelik spordaki bahis ve uyuşturucu iddiaları da ayrı bir utanç kaynağı.
Sporumuz seviye kaybediyor, işler iyiye gitmiyor.
Tedbir almıyoruz, gülünç duruma düşüyoruz.
Siyasetteki kin, öfke ve nefreti spora da bulaştırdık.
Ne mutlu Türk’üm diyene.