Eğer bir ağaca tırmanmak istiyorsanız, yıldızlara tutunmayı hayal edin. Başarırsınız!
Bundan tam dört yıl önce, 2022 yılının ocak ayında bu köşeden seslenmiştim memleketimin insanına, siyasetçilerine ve kulislerde “Yaşasın, Nazilli il oluyor!” rüzgârları estirenlere…
Kalemim elverdiğince, dilim döndüğünce uyarmıştım: “Nazilli’yi sadece il olma hikâyeleriyle geliştiremezsiniz. Mesele il olmak değil, kent olabilmektir!”
Aradan dört yıl geçti. Dünya değişti, teknoloji çağ atladı, şehirler gelecek için yarışa girdi. Ama Nazilli’de değişmeyen bir şey var: Her Ankara kulisinde aynı heyecan, her siyasi gündemde aynı vaat…
“Bu sefer kesin il oluyoruz!”
Yahu insaf! Dört yıl önce de aynı sözleri dinledik. Peki, bu söylemlerin dışında Nazilli için ne değişti?
Gelin, nüfus bakımından Nazilli ile benzer büyüklükteki Bandırma’ya bakalım. Bandırma da il olma adayları arasında anılıyor. Ancak Bandırma'nın dikkat çeken tarafı, il olma beklentisinin ötesinde, kendi ekonomik ve akademik gücünü geliştirmesi.
2015 yılında kurulan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi bugün yaklaşık 20 bin öğrencisiyle şehre akademik ve sosyal hareketlilik kazandırıyor. Organize sanayi bölgesi, fabrikaları, üretim gücü ve limanıyla da önemli bir sanayi ve ticaret merkezi olma yolunda ilerliyor.
Üniversitesiyle gençlik ve bilim, sanayisiyle üretim ve istihdam, limanıyla ticaret ve lojistik imkânları büyüyor.
Bandırma örneği bize şunu gösteriyor: Bir şehrin gelişmişliği yalnızca idari unvanıyla ölçülmez. Önemli olan üniversitesi, sanayisi, üretimi, sosyal yaşamı ve ekonomik gücüyle gerçek anlamda bir kent olabilmesidir.
İşte Nazilli'nin de üzerinde düşünmesi gereken asıl mesele budur!
Atamızın yadigârı Sümerbank ise hâlâ geleceğini bekleyen bir miras gibi duruyor.
Daha iki gün önce karşılaştığım bir görüntü içimi acıttı. Nazilli’den dünyanın dört bir yanına ihracat yapan bir fabrikanın kadın işçisi, üzerinde iş kıyafetleriyle çöpten plastik ve karton topluyordu. İşi var, maaşı var ama belli ki geçinmeye yetmiyor.
Şimdi soruyorum: Nazilli il olsa bu kadının hayatında ne değişecek?
Kapı komşum, yıllardır emek vererek yetiştirdiği sofralık zeytinlerini, zarar ettiği için ağaçta bırakıyor. Yağlık zeytin olmadığı için başka bir seçeneği de yok. Üretici kazanamıyor, çiftçi zorlanıyor.
Nazilli il olsa zeytincilik kurtulacak mı?
Sümerbank’ın ardından sanayisiyle, tarımıyla, doğasıyla ve bereketli topraklarıyla öne çıkan bu güzel coğrafya, yıllar içinde üretim gücünün önemli bir bölümünü kaybetti. Koca bir kent, kendi potansiyelinin gölgesinde yaşamaya başladı.
Bugün elimizde ne var?
Adnan Menderes Üniversitesi bünyesinde eğitim veren bazı fakülte ve bölümlerimiz var. Ancak Nazilli’nin sahip olduğu tarihî, ekonomik ve coğrafi potansiyeli düşününce çok daha büyük hedefler koymamız gerekiyor.
Peki, çözüm ne?
Bu çağda 15-20 iş insanını bir araya getirip dev bir fabrika kurmalarını bekleyemeyiz. Ama elimizde çok büyük bir fırsat var. Hem de geçmişimizden bize kalan, bugün değerlendirmeyi bekleyen bir fırsat…
Sümerbank Basma Fabrikası arazisi!
Dört yıl önce de söyledim, bugün de aynı noktadayım:
NAZİLLİ SÜMER ÜNİVERSİTESİ!
Kayseri’de eski Sümerbank arazisi üzerine kurulan Abdullah Gül Üniversitesi modeline bakalım. Neden Nazilli de kendi tarihî mirasını bilimle, eğitimle ve teknolojiyle yeniden ayağa kaldırmasın?
Sümerbank arazisi, Pamuk Araştırma Enstitüsü ve İsabeyli yerleşkesinin imkânları bir bütün olarak değerlendirilebilir.
Dünyanın en kapsamlı tarım ve ziraat araştırma merkezlerinden biri burada kurulabilir. Fakülteler, öğrenci yurtları, bilim ve teknoloji merkezleri bu bölgede hayat bulabilir.
Nazilli; tarım teknolojileri, pamuk, zeytincilik, gıda mühendisliği ve tarımsal araştırmalar konusunda uluslararası bir eğitim ve bilim merkezi hâline gelebilir.
Bizim istediğimiz, yalnızca diploma verip gençleri işsizlikle baş başa bırakan bir eğitim düzeni değil. Dünyanın dört bir yanından öğrencilerin tercih edeceği, bilim üreten, araştırma yapan, bölge ekonomisine değer katan bağımsız ve güçlü bir üniversite.
“Amma da yaptın Şenol Hoca! Kim yapacak bunları? Biraz gerçekçi ol!” diyenleriniz olabilir.
Ama büyük işler önce hayal edilir, sonra inanılır ve ardından emek verilerek gerçekleştirilir.
Sümerbank da bir zamanlar birilerinin hayaliydi. O günün şartlarında başarıldıysa bugün neden yeniden büyük bir dönüşüm gerçekleştirilmesin?
Vizyon dediğimiz tam da budur.
Artık belediye önlerinde lokma dökerek, şerbet dağıtarak, geçmişi anma bahanesiyle günübirlik etkinlikler yaparak Nazilli’nin geleceğini inşa edemeyiz.
Bunlar elbette kültürümüzün ve geleneklerimizin bir parçasıdır. Ancak bir kentin geleceği eğitimle, üretimle, bilimle ve ortak akılla kurulur.
Artık bir araya gelme zamanı.
İş insanları, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, yerel yöneticiler ve Nazilli sevdalıları…
Gelin, Nazilli Sümer Üniversitesi Platformu etrafında birleşelim. Bu fikri tartışalım, projelendirelim ve Ankara’ya güçlü bir dosyayla gidelim.
Çünkü Nazilli’nin tabelaya değil, üretime; siyasi vaatlere değil, kalıcı yatırımlara; geçici heyecanlara değil, geleceğe ihtiyacı var.
Ve unutmayalım:
Nazilli’nin il olmaktan çok, il olmayı gereksiz kılacak kadar güçlü bir kent olmaya ihtiyacı var!
Yeter artık! Bu memleketin insanı hayal dinlemek değil, gerçekleşen projeler görmek istiyor.
Gözlerinizi açın.
Nazilli’nin artık kaybedecek vakti yok!
Sağlıcakla…