Bu köşede bir araştırmadan bahsetmiş (15.06.2026) ve şöyle demiştik:
“Bir araştırma sonucundan bahsedelim:
Twenge’nin “Ben Nesli” kitabında şöyle bir analize yer verilmiş. (Jean M. Twenge, Ben Nesli, Terc. Esra Öztürk, İstanbul. Kaknüs Yayınları)
Kadınların, erkeksileşmesinin nasıl mütemadiyen arttığını gözler önüne seren bir araştırma.
1970’li yıllarda %20’lerde olan erkeksi kadınlar…
1990’lara gelindiğinde % 80’lere baliğ olmuş.
Bunu tetikleyen ana sebep, kültürün kodlarıyla oynayan sinema, film gibi kültür emperyalizminin aparatlarıdır.
Bunun için Batı’da (özellikle ABD) binlerce sinema filmi ya da dizisi çekilmiş…
Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla bahsi geçin süreç, etki alanını daha da genişletmiştir.
Ve maalesef yapay zekâ, bu işin tuzu biberi olmuştur.”
Prof. Dr. Oytun Erbaş Hoca da bir haber sitesine verdiği mülakatta (https://www.ensonhaber.com/oytun-erbas-acikladi-gay-sayisi-artiyor-h1551241) “Cinsel yönelimlerin gün geçtikçe değiştiğini, kadınlarda maskülenlik, erkeklerde ise feminenlik özelliklerinin daha çok görülmeye başladığını” söylemiş, "Gay sayısı artıyor ancak insanlar bunu saklıyor" diyerek tehlikeli gidişata işaret etmiş.
Ve şu tespitleri yapmış Hoca: "Toplumda yüzde 1-2'ydi 'gay'lik oranı. Ama şöyle bir şey var, feminen insanlarda artış var. Yani daha kadınsı insanlarda artış var.
Doğru cevaplar alamıyoruz. Yani "Sen gay mısın?" sorusuna çoğu insan "Hayır" cevabı veriyor.
Ama muhtemelen şöyle, toplumda daha kadınsı hareketler ve muhtemelen 'gay'lik arttı.
Ama bu henüz daha istatistiklere yansımış değil, çünkü insanlar çoğu bunu sakladığı için yani. Bence arttı ama çoğu insan hala saklıyor onu."
Şimdi konuyu başka bir noktaya taşıyalım. Buraya nasıl gelindi ya da geliniyor; ona bakmakta fayda vardır.
TRT Tabii’ de bir belgesel yayımlanıyor.
“Gökkuşağı Faşizmi” diye.
Belgeselde Amerikalı yazar ve aktivist Walter James Heyer, cinsiyet ameliyatları için şunları söylüyor:
“Bu işin içinde para var. Bu, bugün 4,4 milyar dolarlık bir sektör. Hayatım boyunca gördüğüm en büyük tıbbi dolandırıcılıktır.”
Bu şahsın özelliği şudur:
Dünyaya erkek olarak geliyor. Yaradan öyle yaratmış
Daha sonra cinsiyetini değiştirmiş.
12 yıl hormon kullanmış, 8 yıl kadın gibi yaşamaya çalışmış.
Vardığı sonuç ise şu olmuş: “Sizi temin ederim ki cinsiyetin değişmiyor, sadece görünüşün değişiyor.”
***
Başka bir örnek…
Sağlık Bakanlığı Cinsiyet Değiştirme Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zeki Bayraktar, 30 yıl transeksüel kadın kimliği ile yaşayan Chris Brönimann ile Medeniyet Üniversitesinde* bir konuşma yapmış.
Özetle…
30 yıl transeksüel kadın kimliği ile yaşayan Chris Brönimann.
Erkek bedeninde dünyaya geliyor.
Güzel bir kadın olup onaylanmak hayaliyle ameliyat masasına yatıyor.
30 yıl trans hakları için mücadele ediyor.
Sonrası pişmanlık.
Ne olduğunu kendisi de bilmiyor.
Arafta bir hayat yani.
Bu hususu şöyle dillendiriyor: ‘Mutlu trans birey imajı çok tehlikeli bir yanılsama. Bu, gerçeklerle yüzleşme şansınızı elinizden alıyor. 30 yıllık yanılsamadan uyanarak gerçeğe döndüm. Ruhunuzun acısını neşterle iyileştiremezsiniz. Biyolojinizi belki susturabilirsiniz ama onu yenemezsiniz.’
Sonuç: 30 yıl transeksüel kadın kimliği ile yaşayan Chris Brönimann, yeni hayatını LGBT dayatmasıyla mücadeleye adıyor.
Gelelim, ömrün nasıl 20 yıl kısaldığı meselesine…
Sağlık Bakanlığı Cinsiyet Değiştirme Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zeki Bayraktar şu bilimsel tespiti yapıyor
“Hormon veriyorsunuz, bu da kalp damar hastalıklarına neden oluyor. Danimarka çalışması yayınlandı. Ortalama ömür erkeklerde 78, kadınlarda 82 civarındayken ameliyat olan transseksüellerde ölüm yaş ortalaması 53,5. Ömrü kısaltıyorsunuz. Bu ameliyatlar bireyi sakatlıyor. İtalyan Üroloji Dergisi, makalemi yayınladı. Geçmişte yayınlatamazdınız. Şimdi de zor oluyor beş altı dergi reddetti ama sonuçta yayınlandı. Başlığı, ‘Önce zarar verme tıp ilkesini ihlal mi ediyoruz?’ Literatür verilerini de göstererek yazdım, ihlal ettiğimizi gösterdim. Derginin hakemleri, ‘Yazar mevcut uygulamaları çok sert ve radikal bir şekilde eleştiriyor ama kanıtları çok tutarlı.’ notuyla yayınladı. Doktorlar, psikologlar, psikiyatristler olarak biz sağlık profesyonelleri, hastaya gerçek ihtiyaç duyduğu bakımı vermek yerine aceleyle karar veriyor, hormon kullan, ameliyat ol diyoruz. Zarar döngüsüne neden oluyoruz. Psikolojisi düzelsin diye başlattığınız işlemler, ruh sağlığına da iyi gelmiyor. Bunların da verileri ortada. Meseleye etik yükümlülükle baktığınız zaman ameliyatın haklı bir tıbbi gerekçesi yok.”
Çok dikkat edilmesi gerekiyor.
Ülkemiz, dışarıdan milyonlarca dolar fonlanan ‘özgürlük’ maskesi altında başta uyuşturucu olmak üzere fuhuş ve istismar çarkını işleten yapılar tarafından kuşatılmıştır.
Ahlaksızlık zemininin yeşermesi için özel bir gayretin varlığına şahit oluyoruz.
Bunu kimler yapıyor?
Bu çevrelerin kimler olduğunu tespit için etrafınıza bakmanız yeterlidir.
Ferasetle bakanlar, hangi amaç doğrultusunda hareket ettiklerini anlayacaklardır.
Bu sapkın güruh, Cenab-ı Hakk’ın yarattığı tabii düzenin ortadan kalksın istiyorlar.
Böyle bir meselede muhalefetin (stk, parti, entelektüel vb) bu sapkın yapıları sahiplenmesi ve desteklenmesi tam bir garabettir.
Vesselam.
* https://www.aydinlik.com.tr/haber/lgbt-gercegini-30-yillik-savunucusundan-dinledik-mutlu-trans-birey-imaji-tehlikeli-bir-yalan-artik-ne-christianim-ne-de-nadia-580247
İmza: KÖŞE YAZISI
Tip: KOSE_YAZISI
Görsel Tipi: FOTOGRAFLI
Sayfa: 05
Sayfa Tarihi: 04.10.2026