Millet olarak, cömertliği, yardımlaşmayı ve iyilik yapmayı severiz.

Bunları birer erdem olarak benimsemiş; hemdem olmuş bir cemiyetiz.

Bu sebeple milletimizin bu meziyetleri iftihar kaynağı olmuştur.

İftihar kaynağı olduğu kadar, istismar kaynağı da olmuştur.

Bundan dolayı erdemli duruşun bir meyvesi olarak “İyilik, Yardım ve Dayanışma” merkezli çok sayıda teşkilat kurulmuştur.

Bunların bir kısmı vakıf adıyla teşkilatlanmıştır.

Bir kısmı da dernek adıyla tüzel kişilik halini almıştır.

Bunun yanı sıra herhangi bir tüzel kişiliğe sahip olmadan ferdi olarak ya da fertlerin kendi aralarında bir organizasyona dahil olmadan yardımlaşma tertip ettiklerine yakinen şahitlik ediyoruz.

Ancak bu kadirşinaslık, yardımseverlik, alicenaplık gibi faziletli hissiyat ve meziyetler birçok kere de suiistimale uğramaktadır.

Ayrıca yardımlaşma ve dayanışma duygularımızı bertaraf edecek dahili ve harici müdahaleler, insanımızın bu erdemli fiillerden uzaklaşmasına sebep olmaktadır.

Maalesef iyilik maskesiyle yardımsever insanlarımızı istismar eden…

Bu yardımları kötüye kullanan…

Hatta menfaatleri için harcayanların mevcudiyeti çok ciddi sorunlara yol açtığı gibi…

Müslüman Türk milletinin bu erdemli hissiyatını örselemekte; hatta böylesi fiillerden soğutmaktadır.

Bu hali etrafımızda görmemiz mümkündür.

Şahsen, bu hususun özellikle ve bilinçli olarak bir yerlerden desteklendiğini düşünüyorum.

FETÖ kalkışması zamanında da çok defa dile getirmiştik.

Yine tekrarlayalım:

FETÖ, her şey bir tarafa…

Türk milletinin yardımlaşma, cemaatleşme ruhunu yok edip Anadolu irfanını itibarsızlaştıma projesiydi.

Bunda da muvaffak oldu.

Birileri bunu daha ileri götürerek, medyatik yardımlaşma dernekleriyle Müslüman milletin dayanışma, yardımlaşma hissiyatını yerle bir etti.

Bu türden medyatik yardım toplama faaliyetleri ve buna ön ayak olanlar, yardım etme hissiyatı ve çabalarına en sert şekilde ket vurmuş oldular.

Ve maalesef vurmaya da devam etmektedirler.

Dahası…

Kendilerini mütedeyyin sınıfına dahil eden birtakım kesimlerin hatalarını herkese şamil ettiler.

Ve çıkışı iyi niyetli görünen dernekleri gayya kuyusuna ittiler.

Nasıl itildiler, bilemiyorum.

Bilerek veya bilmeyerek.

Ama çok kötü alet oldular.

En son Ankara merkezli bir yardım derneğine mal edilen olumsuz tabloya bakar mısınız?

Bu haberleri okuyan yardımseverler ne yapacak?

“Biz kime güvenelim?” şeklinde sorular sormayacaklar mı?

Ki zaten soruyorlar.

Bu durumun ne anlama geldiğini idrak edebiliyor muyuz acaba?

Tam manasıyla “iyilikten soğutma, yardımseverlik” hissiyatına darbe vurmaktan başka nedir?

Yardımlara öncülük edenlerin bu tür olaylar ve iddialarla anılması nelere mal olduğuna bakar mısınız?

İyilik yapmak isteyen vatandaşları, yardım derneklerine ve vakıflarına karşı şüpheye düşürülmesine sebep olmuyorlar mı?

Pekiyi, bundan en çok kim zarar görüyor?

Gerçek ihtiyaç sahibi insanlar.

Dahası iyi niyetle yardım faaliyetler için koşuşturan kişi, dernek ya da vakıflar.

Yardım etmek isteyenlerin bir kısmı haberlerdeki olumsuzluklara inanarak yardım etmekten vazgeçeceklerdir.

Veya en azından zihinlerinde “acaba?” sorularıyla boğuşacaktır.

Meşhur bir hikâye vardır: Devesi Çalınan Bedevinin hikayesi.

Devesinin üzerine binmiş, ıssız çöllerde yolculuk yapmakta olan bir bedevinin yanına güçlükle yürüyen, dudakları susuzluktan kurumuş bir adam yanına çıka geldi.

Adam bedeviyi görünce hemen:

“Uzun süredir yollardayım; çok ama çok susadım. Ne olur biraz su!..”

Bedevi, adamın haline baktı ve acıdı. Çölde yolculuk esnasında kendisinin de en büyük ihtiyacı olan su kabını derhal devesinden alıp o adama uzattı. Adam suyu içince gözü açıldı, dinçleşip kendine geldi. Fakat tam o sırada, beklenmedik bir harekette bulundu. Birden, âni bir hareketle bedeviyi itti ve yere düşürdü. Sonrada devenin üzerine atlayıp kaçmaya başladı.

Bedevi: “Dur!.. Bir dakika dur!.. Ey hırsız, tamam!.. Deveyi al git, sana helal olsun ama bir şartım var! Bu hikâyeyi sakın kimseye anlatma!"

Haydut şaşırır ve sebebini sorar.

Bedevi şu unutulmaz cevabı verir:

"Eğer bunu anlatırsan, insanlar çölde gerçekten yardıma muhtaç birini gördüklerinde ona inanmazlar ve dünyada iyilik ölür."

Kıssadan hisse.

Kurdukları sözde iyilik dernekleriyle…

Vakıflarıyla vurgun yapanlar, en büyük kötülüğü kendilerine yapmamaktadırlar.

Aksine, iyiliğe aracılık etmek isteyen yardımseverler ile…

Hakiki muhtaçlara yapmaktadırlar.

Mevzuyu, Hz. Ali Efendimizin (ra) şu sözüyle noktalayıp çağrıda bulunalım:

“Sakın insanın iyisi ile kötüsünü bir tutma. Çünkü bu eşitlik, iyileri iyilikten soğutur.”

İyiliğin katilleri! Elinizi yardım derneklerinden ve vakıflarından çekin.

İhtiyaç sahiplerinin umutlarını ve beklentilerini vurgunlarla, hırsızlıklarla öldürmeyin.

Vesselam.

AZERBAYCAN’ DA DEVLET AKLI DEVREYE GİRMELİ!

İki devlet tek millet düsturu ana eksenimizdir.

Konu, başörtüsü meselesi değil.

Mevzu, Aliyev’in nasıl İKNA edildiği meselesidir.

Durduk yerde sorun çıkartılması kimin işine yaradığını herkes görüyor.

Soykırımcı Siyonist İsrail ve mezhepçi İran.

Tabi ki arka planda Rusya.

Ama Soykırımcı İsrail ellerini ovuştura ovuştura izliyor.

Azeri Türk kardeşlerimiz, bu işin farkında mı bilemiyorum.

Siyonist Yahudi İsrail, çıkarı olmadan pis tırnağını bile Azerbaycan’a vermez.

Hadiselerin durulmasını beklemeden Azerbaycan devlet aklı devreye girmelidir.

Aksi bir durum tamiri uzun yıllara sâri olacak bir sürece girmiş oluruz.

Ama mesele ne olursa olsun Oğuz Türkü Türkiye, geçmişe bakmadan yine yardımınıza koşar.

Biz Oğuz Türkleri, her daim Azerbaycan Oğuz Türkü kardeşlerimizin yanında oluruz.

Bu sebeple Azerbaycan Türkü devlet aklını harekete geçirerek gerçek anlamda yerli ve milli bir duruşa yönelmelidir.

Son söz ve soru: Gerçekten İlham Aliyev, hangi gerekçelerle İKNA edildi?

Ya da daha net soralım: Neyle tehdit edildi?