Hayatta hepimizin pişmanlıkları var. Evet, belki yaşarken bunların farkında değiliz -ya da farkındayız da görmek istemiyoruz- ama bu pişmanlıklar bizi şekillendiriyor. Yıllar sonra şöyle bir geriye bakıp hiç olmayı istemediğimiz bir insana dönüştüğümüz zaman da üzülüyoruz yaşadıklarımızdan. Hayat bu işte! Hayat, bizi hizaya sokmaya çalışan -o hani hem çok korkulan hem çok sevilen – eskilerin eli cetvelli bir ilkokul öğretmenleri misali hep bir şeyler öğretmeye çalışıyor bize. Biz de aksine o dur durak bilmeyen yaramaz öğrenciler gibi o hayattan ders almamak, başımızı her türlü derde sokmak için uğraşıyoruz ve maalesef ki başarıyoruz da. Şehnaz gibi, Ayhan gibi…
Yeni yılın ilk kitabı..Hem de öyle böyle değil, beni benden alan harika bir kitap. Birçok duyguyu bir arada yaşadım. Uzun zamandır böyle lezzetli bir “kadın” romanı okumamıştım. Ayfer Tunç’un daha önce de bir kitabını size anlatmıştım -Dünya Ağrısı-03/09/2025- ve birçok romanını da okudum ama bu son çıkan kitabı zirve bence “İşte budur!” diyebilirim. Her ayrıntısını unutmamak için hemen bilgisayarın başına geçtim. Yılın ilk kitap yorumu bu olsun istedim. Çok çok beğendim.

Üç kadın ve üç hayat…

Üç kadının farklı sebeplerden boşa giden hayatlarındaki; unutmak isteyip unutamadıklarını, yaşayamadıklarını, hayallerini,hayak kırıklıklarını, kimseye söyleyemediklerini baştan sona tüm gerçekliği anlatan hüzün dolu bir hikaye. Büyük anneanne Esme Hatun’un yıllar boyunca oradan oraya savrulması sebebiyle kızı Hatice Hanım’ın -geçmişinin sadece görmek istediği taraflarını diline pelesenk ederek- herkesin yanında Yanya Valisi Mahmut Avni Paşa’nın biricik kızı olarak övünmesi, çok çile çekip kötülük görmesine rağmen etrafındakilere yüksekten bakarak asla kendini ezik göstermemesi, kızı Ayhan’ı hem sevdiğinden hem de başka biriyle paylaşmak istemediğinden kimseye layık görmediği için onun hayatını mahvetmesi...

Herkesin parmakla gösterdiği, genç yaşta dul kalmış, eline başka erkek eli değmeden kızı Şehnaz’ı tek başına büyütmek zorunda kalmış, Cumhuriyet öğretmeni, disiplini ve mesleğindeki başarısı sayesinde nice öğrenciler yetiştirmiş, muharrem ve saygıdeğer kişilik Ayhan Targut Varlı Hanım’ın yıllarca alem ne der düşüncesi yüzünden ve annesinin tahakkümünden asla çıkamamış olmanın acısıyla hayatını yaşayamaması, gençliğinin heba olması...

Son nesil -torun- Şehnaz’ın yıllarca bir yumak gibi anneannesi ve annesinden oluşan çekirdek ailesiyle hem mutlu hem mutsuz, bir yanı eksik bir yanı tamam büyümesi, gençliğinin baharında -üniversitedeyken- yanlış adama saplantılı derecede aşık olması bu sebeptendir ki hayatının otuz yılını hem utanarak hem insanların dedikodularını görmezden gelmeye çalışarak geçirmesi ve hiçbir zaman da tam anlamıyla içine sinen huzurlu bir hayatının olmaması...

“E.”
E. Üniversitede hoca. Herkesin hem imrendiği hem de nefret ettiği buna rağmen her meclisin ve ortamların aranan adamı. Giyimi kuşamı, konuşması, hem mütevazi olup hem küçük dağları ben yarattım duruşunla, tecrübesiyle kendini her yerde kendini belli etmesi, insanların ona hayran olduğunu bilmenin verdiği sinsi bir hazla onlara ağzı açık olarak kendini dinletmesi, üniversitenin en aykırı, en yakışıklı, çekici ve en sevilen hocası olması ile E. bir idol. Ama evli... Hem de kendisi gibi hayran kitlesi geniş, özgüveni tavan, ünlü bir avukat olan Eyşan ile.

Otuz yıllık sonu olmayan, mutsuz bir aşk…
Kitabımızın kahramanı Şehnaz da E.’ye hayran çaylak öğrencilerden. Herkesin başına gelen onun da başına geliyor. İlk görüşte aşk mıdır, hayranlık mıdır adı konmamış acınası bir filmin ilk sahnesiyle başlayan otuz yıllık bir ilişki. Ama nasıl? Toksik, saplantılı, hem de uğruna ölecek kadar acımasız. Her gün umutla iyi şeyler olacağına inanıp tamiri imkansız yıkımlarla biten günler, hiç tanımasaydım deyip her gün yanında olabildiği için şükür eden ruh hali, vazgeçememezlik. İşin en kötü yanı ise karşıdaki insanın seni, avuçlarının içinde olduğunu bildiği için en zayıf tarafını yıkmaktan asla bir rahatsızlık duymaması. Onun bu yıkıcılığının karşısında ise tecrübesiz, aşka aşık gözü başka kimseyi görmeyen adeta onun kulu kölesi olan genç sevgili, ikinci kadın Şehnaz.

Şehnaz’ı hayatta yoran iki şeyden biri E.’dır. Diğeri ise annesinin uyurgezerliği. Biri hayatının aşkı diğeri en güvendiği Sığınağı dır. İkisi de hayatında silinmeyecek izler bırakır. Annesinin uyurgezer olduğunu anladığı karlı bir kış gecesi, evden kapıyı ardına kadar açarak çıkıp gittiğinde Şehnaz’ın hayatı değişir. O zamana kadar doğru bildiği gerçekler, hayatının temel taşları bir bir yıkılır, yerle bir olur. Şehnaz koca bir ömrünü, bir taraftan E. için E.’ye karşı savaşarak bir taraftan da annaesinin cinnetvari uyurgezer gecelerinde öğrendiği gerçeklerle boğuşarak geçirir. Hayatı boyunca yaşadığı bütün acılar onu değiştirir, dönüştürür. Bu dönüşüm nedir derseniz; bir kadının kendini bulması, aydınlanmasıdır.

Ayfer Tunç’un son kitabı. Beni en çok etkileyen, elimden bırakamadığım kitabı. Dili, uslübu, uzuuun virgüllerle bağlanmış, bitmeyen cümleleri, bitmemesine rağmen kendini merakla okutması ve zevk vermesi, karakter tahlillerindeki gerçekliliği kesinlikle harika. Daha anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki kitapla ilgili ama onları da okuyacaklara bırakayım artık. Yazarı tanıyanlar zaten tahmin edeceklerdir ne demek istediğimi ama tam bir ustalık eseri olmuş. Yazara hayranlığım bir kat daha arttı diyebilirim.
Merak edenlere keyifli okumalar.

KİTABA DAİR

Kitabın Adı ve Yazarı: Annemin Uyurgezer Geceleri/Ayfer Tunç
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih: 1.Baskı Kasım 2025, Can Sanat Yayınları, İstanbul
Kitabın sayfa sayısı:438

ALINTILAR:

Hayat yanılsamadan başka ne ki zaten; gerçek miyiz rüya mıyız,var mıyız yok muyuz;bundan kim emin olabilir ki?
Tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi...
Aşk tıpkı para gibi tehlikeli madde, bulunduğu ortamı bozabilen, güçlü bir virüstü.