Afrodisias denince akla önce 2000 yıllık görkemli bir antik kent gelir. Ancak bu kadim toprakların bir de yakın dönemde yazılan, insan hikayeleriyle dolu canlı bir tarihi var.
Usta fotoğrafçı Ara Güler’in kadrajıyla dünyaya duyurulan, Prof. Dr. Kenan Erim’in ömrünü adayarak ayağa kaldırdığı kent; Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dan günümüz İngiltere Kralı III. Charles’a kadar pek çok önemli ismi ağırladı. Bugün Geyre Vakfı Başkanı olan iş insanı Ömer Koç, gençlik yıllarında bu topraklarda bir arkeolog olarak kazı çalışmalarına katıldı.
Tüm bu tarihi olayların ötesinde Afrodisias, bir zamanlar köylülerin antik yapıların gölgesinde günlük yaşamlarını sürdürdüğü Geyre köyüne ev sahipliği yapıyordu. Ses Gazetesi olarak, Afrodisias’ın antik çağlardaki değeri kadar günümüz hafızasındaki yerini de tarihe not düşmek adına "Afrodisias'ta Doğanlar: Tanıklar ve Yaşamlar" yazı dizisini başlatıyoruz.
İlk konuğumuz; 1956 yılında Afrodisias Antik Kenti’nin tam ortasında dünyaya gelen, Afrodisias'ı Afrodisias yapan Prof. Dr. Kenan Erim'in en yakınındaki kişilerden biri olan, 1979 yılına kadar burada yaşadıktan sonra köyün taşınmasıyla yeni Geyre’ye yerleşen Erol Çetintepe.
"BİZ ÇOCUKKEN BURAYA GEYRE DERDİK, AFRODİSİAS ADI BİLİNMEZDİ"
Çocukluk yıllarında yaşadıkları yerin tarihi kimliğinden ziyade bir köy olarak anıldığını belirten Erol Çetintepe, o günlerin atmosferini şöyle anlatıyor:
"Biz çocukken buraya Geyre deniyordu. 'Afrodisias' adı pek bilinmezdi; bu isim ancak 1980'den sonra yaygın olarak söylenmeye başladı. O zamanlar her evin önünde etrafı taşlarla örülmüş eski su kuyuları olduğunu hatırlıyorum. Belki de Roma veya Bizans döneminden kalma kuyulardı bunlar. Kışları suyu ılık olurdu. Bölgede su çok olduğu için etraf yemyeşildi, bol yeşillik vardı."
"ODEON TARLAYDI, TETRAPYLON'UN PARÇALARI ETRAFA DAĞILMIŞTI"
Bugün dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin hayranlıkla izlediği anıtların o yıllardaki durumunu aktaran Çetintepe, antik eserlerle köylünün iç içe yaşamını şu sözlerle dile getiriyor:
"Tarlalardan bile tarihi parçalar çıkıyordu. Ama o gün için kimse için bir değeri yoktu. Vatandaşlar o değerli işlenmiş taşları alıp evlerine, bahçelerine duvar örerken kullanırlardı. Sütunların pek çoğu ayaktaydı, tiyatronun da üst kısımları görünüyordu. Ancak havuz o zamanlar henüz gün yüzüne çıkarılmamıştı. Odeon’un olduğu yerler tamamen tarlaydı. Stadyum vardı ama o meşhur Tetrapylon (anıtsal kapı) ayakta değildi. Parçaları farklı farklı yerlerde dağınık halde duruyordu. Sonradan o parçaların yüzde 80'i bulundu. Toplam 16 sütundur o yapı; bugün duran sütunlardan sadece bir tanesi orijinal değildir."
"EVİMİZ TAM SEBASTEION'UN GİRİŞİNDEYDİ"
1956 yılında antik kentin sınırları içinde doğan Erol Çetintepe, yaklaşık 100 haneli eski Geyre köyündeki yaşamı ve müzenin ilk yıllarını ise şöyle detaylandırıyor:
"Çocukluğumuz orada geçti. 1960’lı yıllarda bugünkü müze yoktu; sadece kilitli tutulan bir depo vardı. Babam bu deponun memuruydu. Müze gibi değildi burası. Ancak resmi görevliler ya da özel misafirler gelirse depo gezdirilirdi. Şimdiki müzenin olduğu yerde duran o depodan sonra müze zannederim 1980’de açıldı. Bizim evimiz ise tam bugünkü Sebasteion yapısının girişindeydi. Askere gidene kadar da orada yaşadık."
KAZI YILLARI: "KENAN ERİM'İN EN YAKININDAKİ İSİMDİM"
Afrodisias'ta 1962 yılında Prof. Dr. Kenan Erim önderliğinde sistemli kazıların başlamasıyla birlikte Erol Çetintepe de antik kentteki çalışma hayatına adım attı. Kazıda puantörlük (işçi takip görevi) yapan ve babasıyla birlikte muhasebe işlerini yürüten Çetintepe, Kenan Erim vefat edene kadar onun adeta sağ kolu oldu:
"Kenan Bey’i her gün görürdüm. Sabah saat 9'da yanına giderdim, beni çok iyi bilirdi. 'Şunları getirelim, şöyle yapalım' diye talimatlar verirdi. Mektuplar geldiğinde cevaplanacakları hazırlar, sigorta işlerini takip eder, banka ödemelerini yapardık. Ekibin adeta eli ayağı, postacısı gibiydik. Sadece resmi işleri değil, lojmandaki ekibin tüm insani ihtiyaçlarını da giderirdik. Karacasu’dan, Nazilli’den istekleri taşırdık. Hatta kazı ekibinden birinin elbisesi sökülse, düğmesi kopsa gider onları bile yaptırırdık."
DEPREM, TAŞ DÜŞEN RADYO VE ŞİMDİKİ KÖYE TAŞINMA
Eski Geyre köyündeki evlerin kargir yapıda ve depreme dayanıksız olduğunu ifade eden Çetintepe, köyün taşınma sürecine giden olayları ve 1960 depremini unutamıyor:
"1960’larda Afrodisias’ta büyük bir deprem oldu. Evler dayanıksızdı. Deprem sırasında evdeki eski radyomuzun üzerine taş düştü, radyo darbe aldı. O depremden sonra devlet taşınma kararı aldı. Köyün bir yarısı 1960’larda şimdiki Geyre köyüne taşındı, bizim de içinde bulunduğumuz diğer yarısı ise 1970’lerin sonunda gitti. Biz yeni köye 1979 yılında geldik."
Çetintepe, bugün Geyre Vakfı Başkanlığı görevini yürüten Ömer Koç’un da Afrodisias’ta genç bir arkeolog olarak kazı sahasında çalıştığı dönemde antik kentteki görevini sürdürdüğünü sözlerine ekliyor.
Afrodisias’ın canlı tarihini ve insan hikayelerini aktarmaya devam edeceğimiz yazı dizimizin bir sonraki bölümünde Erol Çetintepe'nin anlatımlarına devam edeceğiz. Görüşmek üzere...






