Germencik’in bereketli topraklarına olan borcunu mesleğiyle öderken, kendi ruhuna olan borcunu ise bilinmeyen coğrafyaların tozlu yollarında adımlayarak tahsil ediyor. 'Gezgin Doktor' lakabı ile bir eline derman diğer eline dünya haritası yazılmış ve sınırları aşan yaşam manifestosu ile 'Dünyanın Diğer Yarısı'nı Ege'nin kalbine taşıyan Germencik 1 No'lu Aile Sağlığı Merkezi'nin sevilen doktoru Hayati Çakır ile hayatı, fotoğraf, gezi tutkusu ve 'Dünya'nın Diğer Yarısı'nı konuştuk.

HAYATİ ÇAKIR HOCAM SİZİ TANIYABİLİR MİYİZ?
1962 yılında Akhisar’da doğdum. Ortaokul ve liseyi Balıkesir Burhaniye’de bitirdim. 1985 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldum. Meslekte 41'inci yılım. Halen, Germencik 1 No'lu Aile Sağlığı Merkezi'nde Aile Hekimi olarak çalışıyorum. Evliyim, bir köpek ve üç kedimizle beraber yaşıyoruz. Lise eğitimi zamanlarımda, okulun fotoğrafçılık kolu ile başlayan fotoğraf merakım, halen mezun olamadığım Açık Öğretim Fakültesi Fotoğrafçılık Bölümü ile devam ediyor. Çeşitli dernek ve kuruluşlardan kısa süreli eğitimler aldım. Bence herkesin meslek hayatı ve hobileri olmalı ve ikisini denge içinde sürdürülmeli. Mesleğimi çok severek yapıyorum. Belli aralıklarla gezilerimin olması hayatı resetlemek gibi bir şey oluyor ve mesleğime olumlu yansıdığını düşünüyorum. Yıllık izin, resmi tatiller ve hafta sonları da dahil her fırsatta gezmeye çalışıyorum. Unutmamak gerekir ki, gezmek ve seyahat etmek tatil yapmak değildir, dolayısı ile ben son 20 yıldır hiç tatil yapmadım. Bolca gezdim, çok yorucuydu ancak inanılmaz keyifliydi.

'KENDİMİ BİR GEZGİN OLARAK TANIMLIYORUM'
Aslında kendimi bir “fotoğrafçı” olarak tanımlamaktan çok bir “gezgin” olarak tanımlayabilirim. Hastalarım da beni “bizim doktor çok iyi ama çok gezenti” diye tanımlıyor. Gezmek bir tutku fotoğraf çekmek ise bonusu. Sizlerin beklentisi, beni fotoğrafçı olarak tanımak belki ama fotoğrafçılık gezginliğimin çok gerisinde kalıyor. Gezerken de “anı yaşamak” için maalesef pek çok pozu kaçırdığım oluyor. Hobi midir bilemiyorum ama aydınlanma diyebilirim. 2006 yılında, genç sayılabilecek bir yaşta kalp krizi geçirdim. Anjio, stent takılması derken hasarsız olarak atlattım. Sanırım, anjio esnasında içime “gezgin virüsü” bulaştı. Sonrasında kendim için daha fazla şey yapmalıyım düşüncesi ve virüsün etkisi ile gezmeye başladım. İnanır mısınız üç ay gezemezsem ciddi kaşıntı tutuyor ve tedavisi yok. Pandemi dönemi nasıl geçti bir de bana sorun. Burada amaç, sayısal olarak çok ülke gezmek değil. Örneğin, son olarak Ethiopya’ya gittim. İki hafta tek ülke. Oysa, aynı sürede 3-5 ülke gezebilirdim. Bir ülkeyi imkanlar elverdiğince sindirerek gezmek gerekir. Bir sayı vermek gerekirse 89 ülke gezdim ve bu da yaklaşık olarak dünyanın yarısı ediyor. İlk olarak Almanya’ya gittim. Ancak seyahat amaçlı deneyimim İtalya oldu.

'KABİLELERİN YAŞAMLARINA KONUK OLDUM'
Avrupa gezi rotası olarak çok güzel bir kıta. Bence gezmeye başlayanların da Avrupa ile başlamasını öneririm. İtalya ve İngiltere gibi ülkeler tarihsel pek çok eserle dolu. İspanya ve Endülüs kültürü görülmesi gereken yerler. Gererken tecrübe kazanıyorsunuz. Örneğin, artık bir ülkeye giderken UNESCO Dünya kültür mirası, Dünya doğa mirası, Somut olmayan miraslar listesinde olan yerleri görmeye, yerel tatları keşfetmeye, doğal hayatın sakladığı yaşamları tanımaya çalışıyorum. Mesela, Türkiye’de o kadar güzel yer varken, kültür mirasına giren ilk yerin, 1985 yıllında Divriği Ulu Camii olduğunu biliyor muydunuz? Doğal hayattan kastım şu; bir ülkede özel bir yeri görmeye çalışıyorsunuz. Old Town'a gidersiniz. O kültürü size yaşatırlar. Gezersiniz, yersiniz sonra turunuz biter ve Old Town kapanır. Çünkü orda yaşanmıyordur, belli zaman dilimlerinde turistik olarak size tanıtırlar ve para kazanırlar. Oysa, son gittiğim yer olan Ethiopya’da Omo vadisini geziyorsunuz. Banna kabilesine gittiniz ve oradaki kültürü size tanıtıyorlar. O insanlar halen ayni kültürle yaşıyorlar. Yerel dansları, müzik aletleri, yemekleri, kılık ve kıyafetleri, evleri ve daha pek çok şey. Orası 7/27 Old Town. Ethiopia’da, Omo Vadisi'nde 11 tane kabile gezdim. Doğal yaşam alanlarında kaldım. Her birinin kültürü, örf ve adetleri çok farklı. O kadar zor koşullarda yaşıyorlar ki. Ama bişey söyleyeyim mi “mutlular.''

'HER ÜLKE HEYBESİNDE FARLI KÜLTÜRLER TAŞIYOR'
Bizim kültürümüze yakınlık olarak bakarsanız, bu ülkeler Özbekistan ve Kazakistan. Yaşantı ve bizim sıcakkanlılığımız olarak bakarsanız Arjantin ve Portekiz diyebilirim. Dinlerin çatıştığı ve beraber yaşadığı Kudüs, Yunanistan, Azerbeycan ve Ermenistan ile çok benzeşiyoruz. Moğolistan'da Orhun kitabeleri ve Ethiopya’da Lucy’nin hikayesi çok etkileyici. Tayland’ta, Karen kadınlarının boyunlarına taktıkları halkaları, Ethiopya Omo vadisinde Mursilerin dudak ve kulaklarına taktıkları tabakları anlamak mümkün değil.

'''DÜNYANIN DİĞER YARISI' İLE HİKAYELERİMİ PAYLAŞMAK İÇİN YOLA ÇIKTIM
“Dünyanın Diğer Yarısı” projesi; gezerken çektiğim fotoğrafları ve gezi hikayelerini paylaşmak için yola çıktığım bir proje. Sadece kadınlardan oluşan fotoğraflarla, daha önce “Dünyada Kadın Olmak” ismiye 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde sunum yapmıştım. 23 Nisan'da ayrıca çocuklarla ilgili projem var. “Kutsal Topraklar Kutsal Mekanlar” ismiyle de proje hazırlıyorum. 'Dünyanın Diğer Yarısı'nda, 40 ülkeden 80 fotoğraf paylaştım ve hiçbir sunumum birbirinin tekrarı olmadı. Fotoğrafın ya da belgesel çalışmaların dünyayı değiştirme gücüne inaıyorum. Bu noktada, bu işi yapan fotoğraf sanatçıları ve gezginleri takip ediyorum. Tüm dünyayı gezen ve tur bindiren o kadar çok insan var ki, imreniyorum. Steve McCury ve Sebestiago Salgado ilk akla gelenler. Filipinler'de, Macella'nın hayatı da beni çok etkilemişti.

'SANATÇI VİRÜSÜ İLE ENFEKTE OLMAK GEREK'
Fotoğraf çekmek ve projelerimi paylaşmak o anları tekrar yaşatıyor bana. Sunum yaparken, insanların merakı, bakışları ve sunumda kalmaları inanılmaz bir duygu. Ben, kendimi sanatçı olarak görmüyorum. “Sanatçı virüsü” ile enfekte olmak gerekir. Ama doğru yolda ilerliyorum sanırım. İsmine “sanatçı” dediğiniz bir kimse, tatmin duygusu daha yüksek olan kişidir. Para pulla işi yoktur. Fotoğraf sanatçılarının da benzer duygu durumunda olduğunu düşünüyorum. Türkiye, sanat değerleri açısından maalesef çok gerilerde olan bir ülke. Bu da sanata ve sanatçıya gereken değerin verilmemesi ile sonuçlanıyor. Fotoğraf sanatçılarında da durum böyle malesef. Fotoğraf çekerek para kazanan kaç sanatçımız var acaba?.

'SIRADA BÜYÜK BRİTANYA VAR'
Aklımda çok sayıda proje var. Türkiye’de görmediğim il yok ancak Göbekli Tepe'nin son halini görmek ve Dara Antik kentini gezmek istiyorum. Büyük Britanya projemi yakın zamanda hayata geçireceğim. Ardından, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Namibya'yı keşfetme düşüncem var. Kafes içinde köpekbalığı dalışı yapmak, Himalayalar'da Basic Camp yapmak, Galapagos ve Sokotra Adası'nı görmek, Fin Del Mundo ve Grönland’a gitmek istiyorum. Dünyanın diğer yarısının yaşam koşulları çok zor. Temel ihtiyaçlarına bile ulaşamıyorlar. Ancak kapitalizm ve teknoloji maalesef doğal hayatı öldürüyor. Bu hayatt, kimsenin kimseye tavsiyede bulunacak hali yok, zaten de tavsiyeler pek yerine getirilemiyor. Bence kendimize tavsiyelerimizin olması lazım. insanlara mesajım, imkanlarınız ölçüsünde gezin.




