Karacasu'da birkaç kişiyi yan yana görenlerin, "Ne o Karacasu bardağı gibi dizilmişsiniz" sözü ilçenin sınırlarını aşıp Türkiye'yi dolaşıyor. Osmanlı Devleti zamanında kamu yararı gözetilerek sokak ve caddelerde halkın susuzluğunu gidermesi ve belli günlerde şerbet içebilmesi için yapılan sebillerin önüne sıralanan bardaklar zaman içinde deyime dönüştü ve yan yana gelmiş insanları anlatmak için kullanılmaya başlandı. Sebilhane bardağı gibi dizilmek' deyimi Türk Dil Kurumu sözlüğünde yer alsa da bu kullanım zaman içinde 'Karacasu Bardağı gibi dizilmek' sözüne dönüştü. Nazilli'nin daha çok bilinmesi sebebiyle ülke genelinde 'Nazilli Bardağı gibi dizilmek' sözü daha çok kullanılsa da gerekli çalışmaların yapılması ile bu deyimin Karacasu'nun tanıtımına da katkı sunabileceği ifade ediliyor.

Bu Deyim Karacasunun Unune Un Katar 464782 B30Ce584F72Dfabaa9930F9E7Ed33F4B

Ekşi sözlükte de konu hakkında başlıkta da Karacasu'ya özgü çömleklerin yan yana dizilmelerinden tureyen deyim. ayni deyim ; (bkz: menemen testisi gibi izilmek) / (bkz: nazilli bardağı gibi dizilmek) olarak da geciyor." ifadeleri yer aldı.

Zehirli yılan, MHP'li Başkanı hastanelik etti Zehirli yılan, MHP'li Başkanı hastanelik etti

Bu Deyim Karacasunun Unune Un Katar 464782 89Fd48181E938263A79096Cb33841Fa4

Bu Deyim Karacasunun Unune Un Katar 464782 C33Bd4820B180E571A2A84A2F4Ead3Df


GEKA DA DEYİME DİKKAT ÇEKTİ

Güney Ege Kalkınma Ajansının (GEKA) hazırladığı Kızıl Toprağın Büyüsü Karacasu Seramikleri isimli çalışmada da bu deyime yer verildi. Çalışmada, "Belki ilk olarak gözünüze sıra sıra dizilmiş Karacasu bardakları (testileri) çarpacak. Her ne kadar “Karacasu Bardağı gibi dizilmek” sözü başka şehirlerle de özdeşleştirilse de o an bu
sözün bu ilçeye ait olduğuna kanaat getireceksiniz. O an bir usta çıkacak atölyesinden sizi yaptığı bardaklara bakarken yakalayıp gülümseyecek, siz ise belki yaramazlık yapmış çocukmuşçasına utanıp ardından bu gülümsemeye karşılık vereceksiniz. Ve usta sizi atölyesine davet edecek, onu ardı sıra takip edip daha önce hiç karşılaşmadığınız bir hayatla tanışmak üzere toprak zeminli atölyeye adımınızı atacaksınız. Üstleri başları kızıl toprağa bulanmış, elleri kızıl toprağın rengine bürünmüş kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla çalışan insanlar. Her yerde o renk, her yerde toprak kokusu, her yerde toprak, çamur… Ve bir köşede dönen çarkın sesi, çamurla oynamayı çocukluğumuzun bir anısından öteye taşımış, hayat biçimi haline getirmiş insanlar... Hayatlarının birer özeti haline gelmiş atölyelerindeki çamurun içinde size bir çay verip oturtacak bir yer bulmanın derdine düşen insanları görünce anlıyorsunuz yabancılara o kadar da “yabancı” olmadıklarını. Oturuyorsunuz, anlatıyor usta sanki başka bir iş yapmıyor gibi anlatıyor size çamurunu, hayatını, sanatını, zanaatını… Anlatırken şekilsiz, hamur parçasına benzeyen bir top çamuru alıyor eline. “Yazır toprağı bu” diyor, “Yazır’dan geliyor”. Ellerine tanıdık gelen yüzeyine dokunuyor çamurun, oğlunun başını okşar gibi ve çark dönmeye başlarken şekillendirmeye başlıyor tüm hüneriyle. Bir yandan anlatmaya devam ediyor, Karacasuluların “ya pideci ya bardakçı olduğundan”, “buralarda çok insanın bu çarkın başına geçtiğinden” söz ediyor usta. Tek kelime etmeden dinliyorsunuz; güzel bir rüyadan uyanmak istemez gibi, güzel bir film karesini seyreder gibi. Sadece dakikalar sonra bardak olmuş, güveç olmuş toprağı bezemeye başlıyor çeşitli çizgilerle. Sonra çarktan ayırıyor bir misina yardımıyla ve özenle çarktan kaldırıp eserini bırakıyor diğerlerinin yanına. O zaman öğreniyorsunuz Karacasu Seramiklerinin çamur bir top halinde biçimlendirilmeye başlanmasından bezemesi bitene kadar çarkın üzerinden alınmadığını. Tam o sırada bir çocuk atölyeye gelip aceleyle elindeki okul çantasını bir kenara koyuyor, “Oğlum” diye tanıtıyor ustagururla. Bakıyorsunuz ya 9 ya 10 yaşlarında. O anda fark edip sizi duraksıyor, bakıyor size hem çekingenlikle hem de merakla. Sonra heyecanla geçiyor çarkın başına, alıyor çamuru ve çevirmeye başlıyor çarkı. Dokunduğu anda küçük çamur yığınına, çamur şekilleniyor ve anlıyorsunuz ki, babasının hünerli elleri onda da var. Bir yandan anlatırken usta oğlunun maharetini, gururla bakıyor ona. Küçücük ellerden bir şaheser çıkıyor adeta. Şaşırıyorsunuz, oradaki hayata kaptırıyorsunuz kendinizi…Her yerde kızıl çamurun lekeleri; raflarda, yerlerde ustalarının ellerinde hayat bulmuş pişmeyi bekleyen eserler… Soruyorsunuz “Usta, nasıl geçiyor atölyede gününüz nasıl yapılıyor bu eserler", gülüyor usta ve başlıyor anlatmaya" ifadeleri yer aldı.

Bu Deyim Karacasunun Unune Un Katar 464782 206671Cfb8B29C9687C2324Fe6B73F31

Bu Deyim Karacasunun Unune Un Katar 464782 21Cd411B5840C3B759B727Fd4369623F

​​​​​​​Bu Deyim Karacasunun Unune Un Katar 464782 D3080Cd09Fc584C8314Ffaf35E4D8681

Muhabir: ÖZGÜR DEDEOLUK