Sohbet ederken,
Sohbet esnasında şu hususlara dikkat etmek gerekir:
Dil: Herkesin anlayacağı bir dille konuşmalı, şair ve ediplerce güzelleştirilen sade ve basit bir dil kullanmalıdır. Ana dilde karşılığı bulunan Arapça, Farsça kelime ve terkipleri kullanmak doğru olmaz. Bugünün insanları bu dili anlayamayabilir. Bununla birlikte, din ilminin terim ve deyimlerini olduğu gibi muhafaza etmek gerekir. Farz, vacip, helal, mekruh, inşallah, fena, beka, cezbe gibi dinî lisandan sayılan kelimelerin kullanılması, ortak bir dilin oluşup korunması için şarttır. Bunlar olmadan dini anlayabilmek ve anlatabilmek mümkün değildir. Gerektiğinde açıklaması yapılır, fakat başka bir dile çevrilmez.
Üslup: Hatip, akıcı, cazip, etkili ve anlaşılır bir ifadeyle cemaate hitap etmelidir. Konuşmalarında fesahat (mana ve ahenk mükemmeliği) ve belagata (düzgün ve tesirli ifade) önem vermelidir. Hadis-i şerifte, “Şüphesiz ki, sihir tesiri yapan hitabet tarzı vardır.” (Buharî) buyurulmuştur.
Hatip, hitabetiyle cemaati duygulandıran, coşturan, kendinden geçiren kimsedir. Konuşmayı yaşar, konuşmanın mevzusu olan havaya kendisini kaptırır, ağzından çıkan her kelime, kalbinde yaşadığı hislerin bir parçası olur. Duygular kelimelere o kadar tesir eder ki, lafız kaybolur, yerini mana alır. Ateşe sokulan demirin kızıllaştığı gibi, hatibin dilinde de sesler heyecan halini alır.
Sohbet erbabı, dinleyenlere bir nevi cennet hayatını yaşatan, onları manevi, uhrevi bir havaya sokan kimsedir. Böylesine halisane ve içten yapılan bir sohbet, büyüklerin nisbetini de celbeder ve ruhani bir derinliğe geçilir. Hz. Hanzele r.a., Rasulullah s.a.v. Efendimiz'e, “Ya Rasulallah, yanında bulunduğumuz zaman bize cennet ve cehennemden bahsediyorsun, bunları gözümüzle görüyor gibi oluyoruz. Huzurundan ayrıldıktan sonra, eş, dost ve evlatlarımızla uğraşıyor ve bunların çoğunu unutuyoruz.” demiş, Hz. Rasulullah s.a.v. de şöyle cevap vermiştir: “Vallahi buradaki halinizi muhafaza etseniz, melekler gelir, yataklarınızda iken ve yolda yürürken sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ey Hanzele, bu duygular zaman zaman olur.” (Müslim)
Ses ve metod: Sohbet erbabı, sesini anlattığı mevzunun akışına bırakmalı, gereksiz yere sesini yükseltmemelidir. Tane tane konuşmaya itina göstermeli, önemli kelime ve mevzuların üzerinde durarak dikkatleri o noktaya toplamalıdır.
Konuya dikkat çekmek için, bazen cemaate soru sorulmasında fayda vardır. Bu metodu Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz sıkça uygulamıştır. Öğreteceği hususu açıklamadan evvel önce cemaate sormuş, onların zihinlerini hazırlayıp, dikkatlerini çektikten sonra, sorduğu sorunun cevabını kendisi vermiştir.
Sohbet erbabı, konuşurken ne kadar hisli ve heyecanlı mevzu anlatırsa anlatsın, akıl, mantık ve gerçeklerden uzaklaşmamalıdır. Hitab ettiği kitlenin anlayış seviyelerinin altında kalmamaya gayret ettiği gibi üstüne de çıkmamalıdır. İlme ters düşmeyip, her seviyeden insanın rahatlıkla anlayıp istifade edeceği tarzda konuşmalıdır. Yapılan konuşmalarda cennetten, Allahu Tealâ'nın af ve rahmetinden bahsedildiği gibi, cehennemden ve azaptan da bahsederek, ümit ve korku dengelenmelidir.
Ayrıca, hiç unutmamak gerekir ki, dinimiz itidal dinidir. Sohbette de itidal gerekir. Sohbette aşırılık, ölçüyü kaçırmak da, istenen faydanın elde edilmesini engeller, aksine konuların cazibesinin, tesirinin kaybolmasına sebep olur.
Sohbet, müslümanların kalplerinin birbirine bağlanıp, feyzden, rahmetten faydalanmaları için önemli bir usüldür. Bu nedenle, hem sohbet edenlerin, hem dinleyenlerin, edebine, adabına riayet ederek, sohbetin kıymetini korumaları gerekir.
Hakkı, hakikati yaşayıp yaşatmalı, söze hayat vermelidir. Bunun dışındaki her söz kuru bir laftır.