Sorunları çoğu zaman kendimiz yaratıyoruz. Ateş bacayı sarmış durumda.
Tehlikeyi görüyoruz ama denetimini yapmıyoruz.
Faaliyetlerine izin veriyor, göz yumuyor ve seyrediyoruz.
Günümüzde gençlerimizin uyuşturucuya, fuhşa ve kumara nasıl esir olduğunu görüyoruz.
Güvenlik ve emniyet güçlerinin operasyonları aralıksız sürüyor.
Ancak olayların arkası kesilmiyor. Çünkü caydırıcı cezalar yok.
Bu gençlik nasıl geleceğimiz olacak?
Yetkililer ve uzmanlar “caydırıcı ceza” diyor ama bu feryada kulak veren yok. Herkes seyrediyor.
Son zamanlarda Nazilli’de masaj salonları adeta mantar gibi çoğalıyor.
Prosedürü tamamlayan herkes masaj salonu açıyor.
Peki bu salonlarda gerçekten masaj mı yapılıyor?
Yoksa iddia edildiği gibi bazıları fuhuş yuvası mı?
İlgililerden aldığımız bilgilere göre Nazilli’de masaj salonlarının sayısı 50’ye yaklaşmış durumda.
Bu salonlarda neler yapıldığına dair iddiaları az çok hepimiz duyuyoruz. Maalesef bu işi düzgün ve uzman ekiplerle yapanlarda aynı yaftalara maruz kalıyor.
Topluma zarar verdiği iddia edilen bu bazı işletmelerin faaliyetlerine neden izin veriliyor?
Bunca şikâyete ve yapılan operasyonlara rağmen yeni açılışlara neden müsaade ediliyor?
Veriliyorsa neden sıkı denetim yapılmıyor?
Hem şikâyet edeceğiz, hem varlıklarından rahatsız olacağız, hem de seyredeceğiz…
Olmaz böyle şey!
**
İŞ BİLENİN, KILIÇ KUŞANANIN OLMUŞ
Yaşadığımız dönemi basın mensupları açısından en zor günler olarak görüyorum.
Algı operasyonları zirve yapmış durumda. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Herkes birbirini bulanık suda balık avlamakla suçluyor.
At izi ile it izi birbirine karışmış.
İşi bilenle işe giden birbirinden ayırt edilemiyor.
Bir “gizli tanık” her şeyi altüst edebiliyor.
Gazetecilere yönelen baskılar artıyor. Basın özgür çalışamaz hâle geliyor.
İnsanoğlu iftira korkusuyla görevini yapamaz, kendini savunamaz duruma geldi.
Cumhuriyet döneminin en sıkıntılı günlerinden birini yaşıyoruz.
Millet olarak hiç bu kadar ayrışmadık.
Bunu dile getirmek bile neredeyse suç sayılacak noktaya geldi.
Ortadoğu coğrafyasında yer almak birçok sorunu beraberinde getiriyor.
Bu nedenle iç huzurumuzun güçlü olması, milli birlik ve beraberliğimizin zirvede olması gerekiyor.
Ama öyle mi?
Ülke için çalıştığını söyleyenler bile birbirine tahammül edemiyor.
Yeni Adalet Bakanı’nın yemin töreninde yaşanan görüntüler hepimizi utandırdı.
Millet, vekillerinden daha ahlaklı ve daha sorumlu davranıyor dedik.
Bir öğretmen kardeşimin şu sözleri beni ürküttü: “Erdoğan abi, sınıfımın yarısına yakınının babası ya uyuşturucudan ya da kumardan cezaevinde.”
Bu tablo, çağdaş ve yaşanabilir bir Türkiye tablosu değildir.
Herkes nereye gittiğimizi sorgulamalı.
Yüce Meclis bunları görmeli. Atatürk’ün Meclisi millete örnek olmalı.
Yoksa bu gidiş ülkemizi felakete sürükler.
**
BİLMEM, SİZ NE DERSİNİZ?
UMUT HAKKI
Siyaset meydanı, düşünmeden yapılan açıklamaların sonuçlarını temizlemeye çalışıyor.
Seçim sürecini başlatan Sayın Devlet Bahçeli, İmralı’ya yönelik “umut hakkı” çıkışı yapmıştı.
Bu açıklama, Cumhur İttifakı içinde özellikle AK Parti kanadında rahatsızlık oluşturmuştu.
DEM Parti kanadı başlangıçta “Öcalan’ın bu konuda talebi yok” demişti.
Ancak daha sonra bu madde “sürecin şartı” hâline getirildi.
Sayın Bahçeli belki de pişman oldu ama “umut hakkı” ifadesi bir kez dile getirilmişti.
Son gelişmelerle birlikte konu yeniden tartışmaya açıldı.
AK Parti’nin mesafeli yaklaştığı bu başlık, süreç komisyonu raporuna alınmadı.
Bilmem, siz ne dersiniz?
**
ALLAH’IN EVİNDE BU OLMAMALI
Karabük’te Cuma namazı sonrası yaşanan bir olay kamuoyunda tepki topladı.
İddiaya göre, 30 yaşlarında bir polis memuru, cami çıkışında kaymakamın ayakkabılarını elinde tutarken görüntülendi.
Polis memuru “Emir kuluyum.” derken, Kaymakam Mert Canga’nın “Ben böyle bir emir vermedim, polis bey vazife edinmiş.” dediği öğrenildi.
Hiç değilse Allah’ın evinde böyle görüntüler olmamalı.
Herkes haddini bilmeli.
Bilmem, siz ne dersiniz?
**
ÖLÜM ORTADOĞU’NUN KADERİ Mİ?
Ortadoğu yeniden bir ateş çemberine sürükleniyor.
İran’a yönelik olası bir saldırı, bölgeyi daha büyük bir felakete sürükleyebilir.
Binlerce, belki on binlerce insan hayatını kaybedebilir.
Kadınlar, çocuklar yine bedel ödeyebilir.
Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de yaşanan acılar ortada.
Şimdi sırada İran mı var?
Ortadoğu’da bu acıları yaşamayan tek ülke Türkiye.
Atatürk Türkiye’si bugün ayaktaysa bunun bir nedeni var.
Laik ve çağdaş bir devlet yapısı…
Bilime ve eğitime verilen önem…
İnsani değerlere saygı…
Ortadoğu’daki birçok ülke din ile devlet işlerini birbirinden ayıramadı.
Bu da istikrarsızlığı beraberinde getirdi.
Türkiye’nin ayakta kalmasını sağlayan Ulu Önder Atatürk’ü minnetle anmamak mümkün mü?
“Ne mutlu Türküm diyene” sözü bu yüzden çok anlamlı.
Yine milyonlarca masum insanın zarar göreceği bir sürece girilmesinden endişe ediyorum.
SON SÖZ: Cümlemize hayırlı Ramazanlar. Bayram sonrası görüşmek üzere.