İnşallah, Vali olarak uğurlarız!

Abone Ol

Günümüzde erkek-kadın ayrımı büyük ölçüde rafa kalktı. Kamu görevinde erkekler kadar kadınlar da hizmet veriyor, başarılı oluyor. Askeriyede ve emniyette kadın personel sayısı her geçen gün artıyor. Bu, çağdaş Türkiye yolunda önemli bir adımdır.
Nazilli, 150 bin nüfusuyla birinci sınıf bir ilçedir. Burada görev yapan başarılı kaymakamlar, görev süreleri sonunda valilik dâhil önemli görevlere atanırlar.
Nazilli’de iki yıldır bir hanım kaymakam görev yapıyor. Oysa kadın kaymakamlar genellikle 6. sınıf küçük ilçelerde göreve başlar. Birinci sınıf ilçelere ise yıllarca devlete başarılı hizmetlerde bulunmuş, tecrübeli kaymakamlar atanır. Sayın Kaymakam Huriye Küpeli Kan da bunlardan biridir.
Sayın Kaymakam Huriye Küpeli Kan’ın, 26 Ekim 2003 – 8 Ekim 2005 tarihleri arasında Batman’ın Hasankeyf ilçesinde kaymakamlık görevine başladığı biliniyor. Aradan geçen 20 yılın ardından Nazilli’ye atanan Sayın Huriye Küpeli Kan, hizmetleriyle fark yaratıyor.
Her şeyden önce beşerî ilişkileriyle devletin sıcak yüzünü vatandaşa gösteriyor. Dağ taş demeden köy köy dolaşıyor.
Kaymakam hanımı makamında otururken zor görürsünüz. İnsanlarla, özellikle de köylülerle kurduğu sıcak ilişkiler en güçlü yönlerinden biridir. Bunu, devlet otoritesinden ödün vermeden sürdürmektedir.
Sayın Kaymakamın hizmetteki farklı taraflarını gördüğüm için bu satırları yazma gereği duydum.
İlk “hoş geldin” ziyaretimde, birçok kurumla ilgili olumlu ve pozitif görüşlerini dinlediğimde çok mutlu oldum. Özellikle Nazilli Milli Eğitimi ile ilgili şu sözleri beni etkiledi: “Görev yaptığım yerler içinde Nazilli Milli Eğitimini birlik ve beraberlik içinde, modern ve çalışkan bir atmosferde görmekten çok mutlu oldum. Milli Eğitim çalışmaları ülkemizin geleceğidir.”
Kaymakamlığa devlet ciddiyetini taşıyan Sayın Kaymakama, vatandaş “Devlet Ana” lakabını takmış. Yakışmış da.
Ülkemizde böyle başarılı kaymakamların ve valilerin çoğalması gerekir. Devleti yükselten, bu makamlardaki mülki amirlerin çalışmalarıdır.
Sayın Kaymakam Huriye Küpeli Kan’ın Nazilli’deki görevi sonunda kendisini vali olarak uğurlayacağımıza inanıyorum.
**
AVUKATLIK MESLEĞİ YIPRATILMAMALI
“Ülkede işler kötüye gidiyor” sözünü son günlerde çok duyuyoruz.
“Yeteri kadar ayrıştık, artık yeter” serzenişleri de sıkça dillendiriliyor.
Vatandaş hak, hukuk, adalet istiyor; ancak kendisi de zaman zaman hak ve hukuk çizgisinin dışına çıkıp menfaat arayabiliyor. Hak hukuk çiğnenebiliyor.
Avukatlık mesleği, bu suç ve yanlışları yasalar çerçevesinde hak, hukuk ve adalet temelinde düzenlemeye çalışır.
Bazı meslekler, toplumsal tartışmaların dışında tutulmalıdır. Avukatlık mesleği bunların başında gelir.
Türkiye’de sayıları 70 bini aşan avukatların yaklaşık 20 bini İstanbul’da çalışıyor. Bu büyük bir rakamdır.
Çok avukat tanıyorum; mesleğinin ilk yıllarında asgari ücreti bile kazanamıyor ve kendi kendine “Ben bunun için mi avukat oldum?” diye sorguluyor.
Son dönemde sosyal olayların içinde avukat isimleri daha fazla görünür oldu. Bu, hoş bir gelişme değildir.
Avukatlar arasında suça karışanlar, intihara sürüklenenler, çetelerde adı geçenler duyulur hâle geldi.
İnsanlar arasında hak, hukuk ve adaleti sağlamaya çalışan avukatlarımız; siyasi faaliyetler nedeniyle yıpratılmamalı, ahlaki yönden güven kaybına uğratılmamalıdır.
Barolar, avukatların meslek kuruluşudur. Siyasi faaliyetlerden ziyade öncelikle avukatların sorunlarını ve mesleki haklarını savunmalı, bunun için çalışmalıdır. Ancak uygulamada her zaman böyle olmuyor.
Avukatların siyasi faaliyetlerde çok yer alması, onları ayrıştırıyor ve yıpratıyor.
Nasıl ki toplum ayrışıyorsa, avukatların da ayrışması, ülkeye fayda getirmez.
Çünkü avukatların amacı; hak, hukuk ve adaleti savunmak ve tesis etmektir. Başka ne amaçları olabilir?
Avukatlık mesleğinin yücelmesinde hâkim ve savcılarımıza da büyük görev düşüyor.
Avukatlara eşit mesafede durmaları çok önemlidir. Siyasi yakınlık nedeniyle farklı uygulamalardan kaçınılmalıdır.
Avukatların bazı hâkim ve savcılarla özel görüşmesi, fotoğraf çektirmesi de çok yanlış bir davranıştır. Geçmişte bu tür görüntüler defalarca tartışma konusu oldu.
Art niyetli kişiler, bu anları meslek aleyhine kullanabiliyor.
Bu meslekte kadın avukat olmak asla bir dezavantaj değildir. Kadın-erkek üzerinden ayrım yapılamaz; hepsi hukukun ve adaletin temsilcisidir.
Geçmişte benzer olaylar basına sıkça yansıdı. Meslek, bu tartışmaların üstünde olmalıdır.
Siyasette ve bilimde olduğu gibi evrensel hukukta da doğru tektir; ikinci bir alternatif olamaz. Bunun temsilcileri avukatlardır, hukukçulardır.
Günümüz siyasetinde bu güzide mesleğin temsilcileri çok aranır.
Siyasi partilerin il ve ilçe başkanlarının önemli bir kısmı avukatlardan oluşur.
Bu mesleği temsil edenlerin ayrışması kimseye fayda sağlamaz; millete zarar verir.
**
ÖZGÜR ÖZEL, KAVGAYI BIRAK; CHP’Yİ ERİTİYORSUN
CHP Lideri sayın Özgür Özel, ne oldu da son zamanlarda dut yemiş bülbül gibi sakinsiniz?
Sizi daha farklı, daha temkinli görüyorum.
Bugüne kadar nefret dilini kullandınız. Mitinglerdeki konuşmalarınızla gençleri polisin önüne attınız.
Nezarete alınan 3–5 bin gencin fişlenmesine sebep oldunuz.
Bu gençlerin geleceğini kararttınız, farkında mısınız?
Siz CHP Genel Başkanı olduğunuzda partinin oy oranı yüzde 37–38 bandındaydı.
Genel başkanlığınızdan bugüne kadar geçen sürede CHP’nin oy oranı 32’lere indi.
Bunun sebebi; sert, şiddete açık ve toplumda ters tepki yaratan söylemlerinizdir. Millet huzur istiyor.
Şimdi toplumun kavga istemediğini anladınız değil mi Sayın Genel Başkan?
Söylemlerinizle kaybetmeye başladığınızı gördüğünüz için mi suskunsunuz?
“Çağrılan her yere gideceğim” diyorsunuz.
“Oy oranımız yüzde 70’e ulaştı” diyorsunuz. Bu nasıl bir hayal? Küçük at da civcivler yesin!
“Toplumsal kaynaşma için üzerime düşeni yapacağım” diyorsunuz.
Düne kadar neredeydiniz Sayın Genel Başkan?
Vatandaşın kin ve nefret söylemi istemediğini yeni mi anladınız?
Ana muhalefet lideri olduğunuzu unuttunuz. Cumhurbaşkanına saldırarak, yargıyı aşağılayarak oy kazanacağınızı sandınız.
Partide disiplin ve hâkimiyeti kaybettiniz. Mersin Milletvekili CHP’den istifa etti, AK Parti’ye geçti.
Ön seçimi devre dışı bıraktınız, genel merkez atamalarıyla parti bugünkü hâline geldi. Bunlar sizi düşündürmeli.
Ülkemize giren “havasız insan aracı”nın cumhurbaşkanı emriyle iki saat sonra düşürüldüğünü iddia ettiniz.
En hassas konuda, yanlış bilgi kaynağına inanarak büyük hata yaptınız.
Yanlış yaptığınızı anlayınca sesinizi kestiniz, sessizliğe büründünüz. Günlerdir konuşmadınız.
Zaten tartışılan liderliğinize bir kez daha gölge düştü.
Milletin umudu olabilmek için söylemlerinizde millete saygılı olmak zorundasınız.
Bu anlayışla nasıl milletin umudu olacaksınız?
Atatürk’ün kurduğu CHP’de kin, öfke, yalan ve nefret olmamalı Sayın Özgür Özel.
Siyasette “10 düşünüp 1 konuşmak” kuralını bile uygulayamadınız.
Son haftalarda sizi yanlış politikalarınızın ardından daha suskun görüyorum.
Sakin ve rahat bir hâliniz var. Keşke bunu 10 ay önce yapabilseydiniz.
Ne demişler: “Zararın neresinden dönülse kârdır.”
Bu değişimle geç de olsa hatalarınızı anladığınızı düşünüyorum.
Ancak bu gidişle CHP’nin, 65 yıl sonra bile iktidar şansını yok ediyorsunuz.
Siyaset, milleti fazlasıyla ayrıştırdı. Sayın Özel, zaman birlik zamanıdır.
Ne var ki son zamanlarda bu anlayışı sizde göremiyorum.
**
AMERİKA = BİRLEŞMİŞ MİLLETLER
“Demir çıktı, mertlik bozuldu” atasözünü hepimiz biliriz.
Bugün sadece ülkelerin değil, adeta dünyanın çivisi çıktı.
Artık lügatlerden “hak, hukuk, adalet” kelimeleri çıkarılacak hâle geldi.
Dünyada hak, hukuk, adaletin karşılığı “Amerika” oldu. Dünyanın aklıyla istediği gibi oynuyor.
Dünyanın jandarması gibi değil, sahibi gibi hareket ediyor.
Terörsüz Türkiye yolunda SDG’yi silah bıraktırmayan ülke Amerika değil mi?
PYD ve SDG’ye tırlar dolusu silah veren Amerika’nın politikası, “Tavşana kaç, tazıya tut” değil mi?
Ukrayna’nın harabeye dönmesine sebep olan Amerika değil mi?
Büyük devletler, küçük devletlerle adeta oyun oynuyor.
Irak’ı “nükleer silah var” iddiasıyla vurmadılar mı? Irak’ı harabeye çevirmediler mi?
Libya’yı aynı oyunlarla dağıtmadılar mı?
Rusya’nın başına Ukrayna belasını saran ABD değil mi?
ABD, oyundan oyuna geçerek hep kendi önünü açmaya çalıştı ve bugünlere geldi.
Kim ne derse desin; devletler arasında hak, hukuk, adalet diye bir şey kalmadı.
Son olarak Venezuela operasyonuna dünya ülkeleri ne yapabildi?
Amerika açıkça “Petrol ve madenleri kendimiz işleteceğiz” dedi.
Bu, Venezuela’yı fiilen ilhak etmek değil midir?
Cumhurbaşkanımızın bile “kardeşim” dediği Maduro’yu kim savunabildi?
İngiltere, İsrail, Yunanistan yaşanan olayı bile kınayamadı.
Bu olaylardan sonra, 1968 yılında Akşam gazetesinde Çetin Altan’ın köşesinde kaleme aldığı şu satırlar aklıma geldi:
“Dünyada en küçük ferdinden en büyük devletine kadar hiçbir şey yoktur ki, kıçını sokacak bir yer aramasın.”
İşte şimdi biz o dönemi yaşıyoruz…