Geleceğimizin teminatı gençlerimizi ne yazık ki kaybediyoruz. Oyunlar onların üzerinde oynanıyor.
Kimsenin de umurunda değil. Olsaydı etkin önlemler alınırdı.
Gençlerde şiddet arttı. Cinsel istismarlar tavan yaptı. 13-14 yaşında gençler arkadaşlarını öldürüyor.
Çocuk yaşta gençlerimiz cinayet işliyor. Kendi hayatlarını öldürüyor. Arkadaşlık, sevgi, saygı ve dostluk duyguları tarih oldu.
Uyuşturucu, kumar gençliğimizi teslim aldı. Değerlerimiz bir bir yok oluyor. Sorumsuz bir gençlik ortaya çıktı.
Emniyet güçlerimizin her gün yaptığı operasyonlar bile gidişi durduramıyor.
Biz hâlâ birbirimizle uğraşıyoruz. Durmadan ayrışıyoruz. Seviyesiz kavga içindeyiz. Yüce Ata’nın Meclisi adeta terör kaynağı oldu.
Kahrolsun bu siyaset. Biz nasıl bir toplum olduk? Biz bu hâle nasıl geldik?
Gençliğimiz kafelerde, mekanlarda şarkılarla, oynaya oynaya cinselliğe, şiddete, suça özendiriliyor. “Dur” diyen yok.
Sorumsuz gençlik; aşırı zevke, uyuşturucuya, kumara kendini kaptırdı.
Biz hâlâ seyrediyor, önlem almıyoruz. Neden? Gençliğin felakete gitmesine göz mü yumuyoruz?
Son zamanlarda gençlerin rağbet ettiği kafelerde, diskolarda çalan müziklere dikkat edin; hep şiddet, cinsellik içeriyor.
Gençlik kafelerde şarkılarla teslim alınıyor. Bu olumsuzluklara mani olamıyoruz. Bu özgürlük değil; gençliğin tükenişi.
Gençlik uyuşturucuya, fuhuşa yönlendiriliyor. Hedef; sorumsuz gençlik, aşırı zevk ve para.
Bu yerlere gençler rağbet ediyor. Gençliğimizde ahlak çöküyor.
Bu gidiş, müstehcenliğe ve şiddete gidiş değil mi? Neden yetkililerimiz bu gidişe “dur” demiyor? Tedbir alamıyor muyuz?
Denetimleri sıklaştırmıyoruz.
Ateş bacayı sarmadan, gençlerimizi kaybetmeden bu ateş söndürülmeli. Bu gençlik Atatürk gençliği olamaz. Geleceğimizi teslim alamaz.
Einstein skandalı, insanların ahlak ve değerlerinin çöküşünün sonucu değil mi?
Aileyi ve gençleri koruyan tedbirler bir an önce alınmalı.
Bataklıklar küçükken gençlerimizi yutmadan kurutulmalı. Bunun için uygulanan cezalar caydırıcı olmalı.
Sanal alanda suça teşvik önlenmeli. Ahlak zafiyeti artıyor.
Unutmayalım: Her konuda sınırsız özgürlük, gençleri suça götürüyor.
**
GRİ SU, UMUDUMUZ OLACAK!
Dünya yeni bir düzene girerken yeni bir iklim yaşamaya başladı.
3 yanı denizle çevrili Türkiye, bu iklim değişikliğinde Yeşil Ege, Yeşil Marmara bölgesi bile kuraklık yaşamaya başladı.
Göllerimiz kurudu. İçme sularımızı temin eden gölet ve barajlarımız kuruma noktasına geldi. Dünya bu gelişmeler karşısında şaşkın.
Denizin dibindeki İzmir’de bile içme suyu sıkıntısı yaşanıyor.
Bu yaşananlar bizi birbirimize kaynaştıracağı yerde, siyasette istismar konusu hâline geldi. Önümüzdeki yıllarda neler olacak bilmiyoruz.
Bilim insanları şimdi bu konulara kilitlendi.
Çalışmalarında ilk tespitleri “Gri Su Projesi” oldu. “Tarımı ancak böyle kurtarırız” iddiaları ortaya atıldı.
Nedir bu Gri Su Projesi?
Kullandığımız fosseptik suların arıtılarak tekrar tarımda kullanılmasını içeriyor.
Yeraltı sularının çekildiği bir dönemde kuraklığa bu proje ne kadar çare olur, bilmiyorum.
“Umut çözümün yarısıdır” sözünü unutmayalım. Gri Su umudu ne kadar sorunlara çare olur bilmem…
“Denize düşen yılana sarılır” sözünü de unutmayalım… Bu gelişmeler bana 1963 yılında Nazilli Lisesi’nde yapılan bir münazarayı hatırlattı.
Edebiyat hocamız rahmetli Fehmi Erdoğan nezaretinde bir münazara yaşamıştık.
Münazaranın konusu:
“İlim, bilim insanlığa huzur getirmiştir.”
Hayır: “İlim, bilim insanlığa felaket getirmiştir.” konusuydu.
Münazarayı “İlim, insanlığa felaket getirmiştir” tezini savunanlar kazanmıştı.
Bazen bilim de dünyadaki olumsuz gelişmelere çözüm olamıyor.
Bilmem… Siz ne dersiniz? Beterin beterinin olduğunu da unutmayalım.
Yoksa bugünlere şükür mü edelim? Ne dersiniz?
**
AMERİKA, DÜNYANIN HEM DAYISI HEM AYISI
21’inci yüzyıl, Amerika’nın dünya ülkeleri ile alay ettiği yıllar olacak.
Dünya devletleri kendi ülkelerinde hak, hukuk, adaleti sağlayamazken, devletlerarası hak hukuk da buzluğa kalktı.
Amerika, dünyanın silahşoru da, dayısı da, ayısı da kendisi olduğunu ilan etti.
Gelişmeler bunu ispatlıyor.
Eyy Amerika! Senin ülken 15 bin kilometre uzaktayken Ortadoğu’da ne işin var?
Amerika son oyununu İran’a karşı oynuyor. Aynı senaryoyu Endonezya’ya karşı oynamıştı. “Müzakere mi, savaş mı?” diye 6 ay oyaladı.
Oyunun sonunda devlet başkanı Maduro’yu eşiyle birlikte paketleyip Endonezya’dan Amerika’ya götürdü.
Amerika’nın bu operasyonu devletlerarası hak hukuku altüst etti.
Yetmedi; ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka’ya ait yarı özerk bir bölge olan Grönland’ın ülkesine verilmesi gerektiğini söylüyor.
Trump buna gerekçe olarak Rusya ve Çin’in Grönland’ı ele geçirmelerinin önlenmesini gösteriyor.
Amerika oyundan oyuna geçiyor. Şimdi de İran’ın üzerine çöktü. Aynı senaryoyu İran’a karşı oynuyor.
Yine nükleer enerjiyi sebep gösterdi; her zaman olduğu gibi.
Dünya bu oyunu biliyor, izliyor ama mani olamıyor.
Amerika’nın İran’la bir işi yok. İran’dan 15 bin km uzakta bir ülke.
İsrail istiyor, Amerika gereğini yapıyor. Ortadoğu; Amerika ve İsrail’in at koşturduğu bir alan.
Türkiye’nin tek şansı; macera arayan bir ülke olmaması, her devletin sınırlarına saygı duyması, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini uygulamasıdır.
**
ÖZGÜR ÖZEL, CHP’Yİ NEREYE GÖTÜRÜYOR?
CHP son yıllarda lider sıkıntısı yaşıyor. CHP’de iç çekişme bitmeyince iyi bir lider ortaya çıkmaz. Çıkacağa da benzemiyor.
Bu, Özgür Özel’in genel başkan oluşundan günümüze kadar ilk hatası değil. CHP, Özgür Özel’in elinde nereye koşuyor?
Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yanlılarına partide acımasız davranıyor. Kendine karşı olanları partili kabul etmiyor. Hemen partiden ihraç ediyor.
“Parti az olsun, benim olsun” zihniyeti ile liderlik yapmaya çalışıyor.
Mitinglerinde “Evde pijamalı oturma, sahaya gel” çağrısı yapıyor.
Eyy genel başkan! Evde pijamayla oturan milletine sen gideceksin. Sen onu bile bilmiyorsun.
Yıllarca partisi için çalışmış belediye başkanına “bozuk tohum” diyecek kadar kendini kaybeden bir genel başkan olur mu?
Konuştukça batıyorsun Özgür Özel. Bu sinirli hâlin suçluluk duygunuzun ifadesi.
30 yıl sonra CHP, Keçiören’de seçim kazanmış. Bu başkana nasıl hakaret edersin, Sayın Özel?
Kızgın da kırgın da olsanız bunları söyleyemezsiniz. Lider olan birisi bunu söylemez.
Çok yazık. Başka partilerden istifa edip CHP’ye katılanlar “çürük tohum” mu?
Aynı hatayı Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na karşı da yapmıştı.
Hatırlarsınız; Ankara’da büyükşehir belediye başkanları toplantısında her belediye başkanının elini sıkmış, Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın olan Özlem Çerçioğlu’nun elini sıkmadan pas geçmişti.
Çerçioğlu da Özel’in bu çağdışı hareketini protesto etmek için partisinden istifa etmiş, AK Parti’ye geçmişti.
Siz nasıl demokratsınız, Sayın Özel?
Sayın Özel “demokratım” dese de buna kimse inanmaz. Demokratlık; saygı, sevgi, çok seslilik, hoşgörüdür.
Kendisinden başka kimseye inanmayan, fikirlerine itibar etmeyen kişi asla demokrat olamaz. Hazımsız insan faşisttir.
Siyaset bir gönül işidir. Hiçbir partide kimse kimsenin ne memuru ne de amiridir.
Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın CHP’den istifa etme sebebinin Genel Başkan Özgür Özel olduğunu öğrendik.
Bunu bizzat kendisi açıkladı. Ne dedi?
Belediye başkanı açık açık, genel başkanın kendisine “sinkaflı” küfür ettiğini söyledi.
Bu nedenle istifa ettiğini açıkladı. Bu açıklama kamuoyunda ve CHP’de şok etkisi yarattı.
Lider dağıtıcı değil, toplayıcı olmalı.
Özgür Özel göreve geldiğinde CHP’nin oyu Türkiye’de yüzde 36–37 bandındaydı. Şimdi ise yüzde 32 bandına kadar indi.
Sayın Özgür Özel, ülkemizde vatandaşlarımızın yüzde 65–70’inin muhafazakâr, inanmış bir toplum olduğunu bilmeli.
Başkan, nefret-öfke siyaseti ile yerinde patinaj yapıyor.
CHP’nin milli değerlere saygılı bir parti olduğunu millete inandırmak zorunda.
Onlara güven vermeden, onların oyunu almadan nasıl CHP iktidar olacak?
Bugün Sayın Mesut Özarslan’ın başına gelenlerin, yarın Mansur Yavaş’ın ve onun yakın çevresinin başına gelmeyeceğini kim garanti edebilir?
CHP’de çalışkan, başarılı insanlar “şuradan gelme, buradan gelme” diye ayrım yapılırsa,
65 yıldır iktidar hasreti ile yanan CHP daha çok bekler.
Böyle patavatsız liderler iktidara değil, ancak ana muhalefete oynar.