Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün Aydın’a geldi.
Açık söyleyeyim; bu gelişi diğerlerinden ayıran bir şey vardı.
Bu kez kürsüden kısaca Aydın’dan bahsedip hemen ülke siyasetine hızlıca geçip gitmedi. Bu kez gerçekten dolu dolu Aydın konuşuldu.
Bugüne kadar sekiz kez geldi. Her seferinde Aydın’a yapılan yatırımlar sayılır, genel mesajlar verilir, konu dönüp dolaşıp Ankara’ya bağlanırdı. Ama bu kez farklıydı. 9'uncu gelişinde ise bu kez müjdeyle geldi. Hem de Aydın’ın yıllardır beklediği, “olur mu, olmaz mı?” diye konuştuğu başlıklarda.
Çıldır Havalimanı’nın ticari uçuşlara açılması için verilen talimat mesela…
Bu şehir turizm kenti, tarım kenti, sanayi kenti ama hâlâ uçağı yok. Bu artık izah edilebilir bir durum değildi. Eğer bu iş gerçekten hayata geçerse, Aydın için sadece bir ulaşım meselesi değil; turizmi, ticareti, yatırımı büyütecek bir dönüm noktası olur.
Şehir Hastanesi’nin Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak da hizmet verecek olması da önemli. Bu sadece bir bina meselesi değil. Sağlıkta, eğitimde, istihdamda şehri büyütecek bir adım. Aynı zamanda bu gelişme, yıllardır büyük bir yükün altında hizmet vermeye çalışan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi’nin de nefes almasını sağlayacak bir durum.
ADÜ Hastanesi bugüne kadar hem yoğun hasta yükünü hem de akademik sorumlulukları aynı anda sırtlamak zorunda kaldı. Yeni hastanenin devreye girmesiyle birlikte ADÜ’nün asıl işi olan bilimsel çalışmalar, araştırmalar, AR-GE faaliyetleri ve daha ağır, daha özellikli hastalıklarla mücadeleye odaklanabilmesi mümkün olacaktır. İnşallah bu süreç, Aydın’da sağlıkta sadece hizmeti değil, bilimi ve nitelikli sağlık üretimini de güçlendirir.
Bir de bakanlar vardı…
Dün Aydın adeta bir bakanlar çıkarması yaşadı. Bu tablo, “merkez Aydın’ı hatırladı” demenin başka bir yolu. Üstelik Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan ziyaret de sıradan bir detay değil. Bu temasın, Başkan Özlem Çerçioğlu’na yerel yönetim açısından ciddi bir güç verdiğini söylemek yanlış olmaz. Aslında bu anlayış yanlış olsa da ülkemizin bir kanayan yarası olarak merkezle yerelin aynı masada görünmesi, bu şehir için her kazanç olmalıdır.
Elbette her şey pürüzsüz değildi.
Kent Meydanı’nda ve Şehir Hastanesi açılışında yaşanan kurdele ve kürsü krizleri herkesin gözü önünde oldu. Organizasyonda aksaklıklar vardı. Belli ki Aydın’da bugüne kadar bu ölçekte açılışlar yapmayan firmanın da bir şaşkınlığıydı. Can sıktı mı? Gördüğümüz kadarıyla sıktı. Ama açıkçası ben bu görüntülerden çok, bu hizmetlerin devam edip etmeyeceğine bakıyorum.
Çünkü Aydın’ın derdi çok.
Yollar çöker, arabaların lastikleri patlar.
Şehir içi yollar mayın tarlası gibidir, araçlar sanayiden çıkmaz.
Bazen yol çöker, arabalar içine düşer.
Sosyal donatı alanları yetersizdir.
İş sahaları sınırlıdır.
Gençler iş bulamadığı için bu şehirden kaçar.
Organize Sanayi Bölgeleri için her seferinde bin bir bahane üretilir.
Şehre vizyon katacak projeler “maliyeti yüksek” denilerek rafa kaldırılır.
Artık yeter.
Aydın bahaneyle değil, cesaretle yönetilmek zorunda.
Bu şehir şahlanmak zorunda.
Bu sadece iktidarın meselesi değil. İktidar bu sürecin devamını istiyorsa Aydın’a hizmet üretmek zorunda. Muhalefet de sadece eleştirmekle yetinmeyip, hem yerel hem genel iktidarı şehre daha fazla hizmet etmeye zorlamak zorunda. Çünkü iktidara giden yolda üretken olduğunu, projelerinin olduğunu hissettirmek zorunda. Sadece iktidarın yapamadıklarını söylemek, aksaklıklarını göstermek veya bunları kullanarak vatandaşın verdiği uyarı ile başarıya ulaşmak zor.
Ben bu satırları bir siyasetçi olarak değil; bu şehirde yaşayan, bu yolları kullanan, çocuğunun geleceğini düşünen bir Aydınlı gazeteci olarak yazıyorum.
Kim bu şehir için taş üstüne taş koyarsa, Allah ondan razı olsun.
Siyaset elbette yapılır. Ama siyaseti koltuk için değil, hizmet için araç olarak görenler eninde sonunda kazanır.
Aydın’ın artık bekleyecek zamanı yok.