Bu Hafta Ne Okumalıyım: 'Ölmeye Yatmak'

Abone Ol

İnsan ne zaman oldum ben der? Ne zaman tam anlamıyla her şeyi doğru ve eksiksiz yaptığına emin olur? Hiçbir zaman…Hayat her an bir şeyler öğretir insana. Kimi zaman kolay yoldan kimi zaman da cebren ve hile ile. Peki, biz ne yaparız bu durumda -kendini bilen ve düşünebilen her insanın yaptığı gibi- kendimizi sorgulamaya devam ederiz. Bulduğumuz cevaplar ise bizi yine kendimize ve topluma döndürür. Çünkü içinde bulunduğumuz toplum ve coğrafya bizi şekillendirir. Yaşam biçimimize yön verir.Yeri geldiğinde asla yapmak istemediğimiz birçok şeyi bize yaptırır,mecbur bırakır.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk yılları. Atatürk’ü kaybetmenin acısı daha yüreklerde taze ama açtığı yolda gösterdiği hedefe tüm millet koşma çabasında. Eğitimde, sanatta, siyasette sanayide yenileşme dönemi. Bütün halk Atatürk’ün inkılaplarını yaşama ve yaşatma hevesinde. Dündar öğretmen de Atatürk’ün yeniliklerini okulunda bir avuç öğrencisine aşılama gayretinde. Eğitimde eşitlik. Kadın erkek herkes özellikle kızlar herkes okuyacak, vatanına milletine yararlı bir vatandaş olacak.
Aysel…
Dündar öğretmenin parmakla sayılacak sayıdaki az ama nadide öğrencilerinden. Ev hanımı, cahil bir anne ve gelenekçilikle modernizme yönelişin arasında arasında gidip gelen bir babanın kızı. Ailede başlayan bu ikilem Aysel’in ilk sahnesidir. Sonraki dönemlerde yaşadığı bütün gel gitler de bu minvalde devam eder. Arkadaşlarından biri olan fakir, köylü çocuğu Ali, ilçe kaymakamının oğlu Aydın ve ailesinin okutmadığı ve küçük yaşta evlendirilen Semiha… O dönem Türkiyesi’nin bir yansımasıdır. Zaman içinde herkes bir yerlere savrulur ama kader bu ki yolları hepsinin bir noktada kesişir. Aysel okur.Mesleğinde profesörlüğe kadar yükselir, evlenir, başarılı da olur. Ancak hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu değildir. Yorgundur. Toplumun ona hem kadın olarak hem bir öğretmen olarak yüklediği misyondan, dönemin aydın kesimlerinden beklenen baskıcı kimlikten, ömrü boyunca varlık mücadelesi verip, vazifesi uğruna vazgeçtiklerinden, eşini bir öğrencisi ile aldatmasından –var olma çabasıdır bu aslında- duyduğu vicdan azabından yani kısacası başkaları için yaşamış olmaktan yorgundur.
Bir otelin altıncı katında sımsıkı kapalı perdelerin arkasında, çırılçıplak yatağa girerek “ölmeye yatan” Aysel, hayatını sorgulamaya başlar. Aslında bu aynı zamanda Aysel’in cinsel kimliği ve bireyselliğinin, “Cumhuriyet Kadını” aydınının özgürlük ve kadınlık arasındaki ikileminin sorgulamasıdır. İç benliği ile dış dünya arasında kalan göstermelik benliğinin çatışmasının son demidir. Artık bu sıkışmışlıktan kurtulması gerektir ve bunun çaresi de ölümdür.
Geriye dönüş tekniği ile Aysel’in çocukluğu, cumhuriyetin ilk yılları ve içinde bulunduğu 1970’li yılların ele alındığı roman için tam bir Türkiye panaroması denilebilir. Üç kitaptan oluşan “Dar Zamanlar” serinin ilk kitabı olan “Ölmeye Yatmak” Yer yer otobiyografik özellikler taşıyor. Adalet Ağaoğlu’nun en güzel ve etkileyici kitaplarından.Yazarla tanışma kitabımdı.Çok sevdim.Zaten hep söylerim kadın yazarları okumayı daha çok severim diye. Bir başyapıt olarak yanıltmadı ve çok etkileyiciydi. Başkahraman Aysel, Türk kadınının gerçek bir izdüşümü. Kitapta sadece Aysel’in değil toplumun yıllar içindeki sosyal, kültürel ve siyasi değişimi, düşünce yapısındaki oluşumları çok güzel tahlil edilmiş. Bu haftaki ilk kitabı ile başladığımız Dar Zamanlar serisinin devamı hafta gelecek. Okuyacak olanların olayları ve karakterleri takip etmek ve doğru tahlil etmek adına seriyi ardı ardına okumaları yerinde olacaktır. Türkiye’nin yakın tarihini merak eden ve ilgi duyan herkese tavsiye ederim. Haftaya “Bir Düğün Gecesi” ile görüşmek üzere.
Merak edenlere keyifli okumalar.

KİTABA DAİR
Kitabın Adı ve Yazarı: Ölmeye Yatmak/Adalet AĞAOĞLU
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih:1-6. Basım,1973-1984,Remzi Kitabevi,İstanbul
Kitabın sayfa sayısı:386

ALINTILAR
Neyi seviyoruz? Bir gövdeyi mi? Bir düşünceyi mi? Bir akım bile olmayan yeni esintileri mi? Maksiyi... Miniyi... Takma saçları... Yapma burunları...
"Kadını özgür olmayan ülkenin erkeği de özgür değildir"
“Özgür bir Türk kadını” oluşumu onunla kanıtladım! Yirmi beş yaşında bir delikanlı ile kanıtladım.”