Bu Hafta Ne Okumalıyım: 'Eşekli Kütüphaneci'

Abone Ol

Toprak önemli!..Nerede doyduysan, nerede yaşanmışlıkların varsa işte memleketin tam da orasıdır. Seni o topraklara sevdiklerin bağlar, anıların bağlar. Sizleri bu hafta memleket sevdalısı, gönlü hizmet aşkı dolu ile yanıp tutuşan, kitapsever biri ile tanıştırmak istiyorum. Ürgüp’ün gelmiş geçmiş en iyi kütüphane memuru Mustafa Güzelgöz namı değer “Eşekli Kütüphaneci”…
Komşudan gelen misafir…
Dimitrios, uzak değil, bizim yan komşu Yunanistan’ın Larissa şehrinden Ürgüp’e anneannesinin ve dedesinin yıllar önce zorla sökülüp çıkarıldığı toprakları görmek ister. Çocukluğunda dinlediği, hayallerinde çocuk kalbi ile canlandırdığı yerleri dünya gözü ile bir kere de olsa görmek için Ürgüp’ü ziyarete gelir.

Ürgüp’e varır. Oranın ünlü Temenni Tepesine çıkar, seyre dalar. Oralara gelmişken anneannesinin anlata anlata bitiremediği oranın meşhur mantısını da yemek ister. Rastgeldiği birine en iyi mantıyı nerede yiyebileceğini sorar. Çarşı içinde Aziz Baba diye tanınan bir antikacıyı bulmasını, en iyi mantıcıya onun götüreceğini söyler. Gider, antikacı dükkanını bulur. Dimitrios, yaşlı birini beklerken baba lakaplı olup da genç birini karşısında görünce çok şaşırır. Derdini Aziz’e anlatır. Buraların en iyi mantıcısının annesi olduğunu söyler, taa nerelerden gelmiş tanrı misafirini evine davet eder. Aziz’in bu samimiyeti ve sıcakkanlılığı sayesinde iki genç adam çok iyi anlaşırlar. Aziz Dimitrios’u evinde ağırlar ve annesinin yaptığı en güzel enfes mantıyı yedirir.

Mustafa Güzelgöz…
Aziz’in babası. Görmüş geçirmiş, okumayı, öğrenmeyi seven, doğduğu topraklara bağlı, kültürünü, geleneklerini yaşatmayı görev edinmiş bir emekli zat. Misafiri de yedirip içirmeyi de çok sever. Aziz, Dimitrios’u eve getirdiğinde onun taa Yunan memleketlerinden geldiğini bir de bir büyüklerine vefa borcunu ödeyeceğini öğrenince yere göğe sığdıramam. Onu memnun etmek için ve geldiğine değsin buradan memnun ayrılsın diye ne isterse yapmayı aklına koyar. Hemen ertesi günü başlar kıymetli misafirini gezdirmeye. İlk önce anneannesinin doğduğu, büyüdüğü köylere giderler. Aziz, dükkanını beklediği için onlara katılamaz. Mustafa amca Ürgüp’ü her yönüyle Dimitrios’a tanıtır.

Sohbetleri esnasında konu bir şekilde Mustafa amcanın “Eşekli kütüphaneci”liğine gelir. Başta kendini övmeyi yaptıklarını anlatmayı ayıp sayar. Ama Dimitrios o kadar ısrar ve merak eder ki dayanamaz, başlar anlatmaya.

Kütüphane memurluğundan Eşekli Kütüphaneciliğe….

Mustafa Güzelgöz, İstanbul’da kendi halinde bir memurdur askerden önce. Askerden dönüp sevdiği kızla evlenince memleketten ayrılamaz. Bir gün ilçede gezerken gençlerin maç yaptığını görür. Onlara bir iki şey öğretir.O sırada oradan geçen ilçe kaymakamı bunu görür. Mustafa’ya ayak topu hocalığını teklif eder. Mustafa’nın işsiz de olduğunu görünce onu maaş bağlamak için ilçenin kütüphane memurluğuna getirir. Mustafa kütüphaneyi derler toplar. Bunun dışında hangi köyde yapılacak bir iş olsa Kaymakam ve ekibiyle o da gider, elinden ne gelirse yardımcı olmaya çalışır. Ancak görür ki köylüler, kaymakama, doktora, hekime hürmet eder, sandalye tutar, saygıda kusur etmez ama onların yanındaki bizim genç kütüphanecinin kimse yüzüne bakmaz. Çok gücüne gider. Anlar ki köylü; ona hizmet götürene, iş yapana saygı duyuyor. Kendi kendine “Bir şey bulmam lazım. Benim bu köylüye hizmet götürmem lazım,” diye düşünmeye başlar.

Hizmette sınır yok…

“Ben neciyim arkadaş! Kütüphaneci. Ne yaparım, kitap okuturum. O zaman ben de bu memlekette okumadık adam bırakmayacağım. Çoluğundan çocuğundan, gencinden, yaşlısına cümle insanımıza kitap okutayım. Peki nasıl olacak bu iş? Köy köy gezip kitap dağıtacağım. Herkesin kitap okumasını sağlayacağım.” İşte böylelikle olur bizim

“Eşekli Kütüphaneci”


Bizim kütüphaneci sıvar kolları, girişir işe. İlk önce bir eşek bulur. O zamanlar araba yok, yol yok hesabı. Marangoza da üç gözlü, doksan kitaplık kilitli bir dolap yaptırır. Bir de defter tutar. Kime hangi kitabı verdi, unutmamak için. Başlar köyleri gezmeye. İlk önce köylüler şaşırır. Buneryin nesi ki diye merak ederler, çekinirler.Çocukları çağırır özellkle.Okumak için kitap dağıttığını,para istemediğini sedec okumalarını ve iki hafta sonra geldiğinde yeni biri kitap ile değiştirebileceğini anlatır. İlk önceleri çekinen altından ne çıkacak diye merak içinde olan köylüler daha sonra bizim Eşekli Kütüphenciye alışırlar. Her seferinde dört gözle gelmesini beklerler. İki köy, üç köy derken tam otuz altı köye gidiyor kitap dağıtmak için.

Köylünün ihtiyacı bitmiyor.
Önceleri amaç sadece kitap okutmakken sonrasında iş daha da büyür. Köylerde kütüphaneye ihtiyaç vardır. Eski yıkık halk odalarını onartır, kütüphane açar. Oraya kadınlar da gelsin diye beşik koydurur. Dikiş makineleri getirtir. Köylü yetiştirdiği mahsülü ucuza satmasın diye kooperatifler açar. Üzümleri işlemek için şaraphaneler açtırır. Gençlerden futbol takımları kudurur. Daha neler neler… Bunlar da yetmez, Dimitrıos ile Türk –Yunan dostluğu için çalışır. Velhasılı bizim Eşekli Kütüphneci gecesini gündüzüne katar, memleketi için elinden ne geliyorsa yapar, çatar. Tabii bizim ülkemizde bilirsiniz ki maalesef “Meyve veren ağaç taşlanır.” Kim yürekten isteyerek ve yararlı bir iş yaparsa onun ayağına çelme takılır. Mustafa Güzelsoy’un da bu sebeptendir ki başına gelmedik kalmaz. Okuyalım, görelim neler gelmiş bilelim, kendimize bir ders çıkaralım.

Bu kitap, toplumcu gerçekçi yazar kimliği ile tanınan Fakir Baykurt’un en sevdiğim ve okurken en keyif aldığım kitabı olabilir. Gerçi daha önce okuduğum Yılanların Öcü, Irazca’nın Dirliği ve Kara Ahmet Destanı üçlemesi de harikaydı. Bu üçleme de 1960 yıllarda Türkiye’nin hem siyasi yapısına hem de köy gerçekliğine ışık tutan çok güzel kitaplardı. Fakirt BAYKURT’la tanışmayan okuyuculara özellikle tavsiye ederim.

Merak edenlere keyifli okumalar.

KİTABA DAİR

Kitabın Adı ve Yazarı: Eşekli Kütüphaneci/Fakir Baykurt
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih: 1.Basım Eylül 2000,Literatür Yayınları, İstanbul
Kitabın sayfa sayısı:146

ALINTILAR:

Köylere kitap götürmek, çöle su götürmek gibidir…
Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz. Karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı ışıklandırmakla yenebiliriz.