Bu Hafta Ne Okumalıyım? 'Emanet'

Abone Ol

İnsan bir kitabın ilk sayfasından -hatta ön sözünü okurken- tüyleri diken diken olur mu? Benim bu kitabı okumaya başladığımda oldu. Çünkü ben o ilk satırlarda geçmişimi gördüm. Lise yıllarıma gittim. Ne demek istediğimi ne hissetmiş olabileceğimi liseyi yatılı okuyanlar bilir ve anlar. Bizim zamanımızda köy enstitüleri kalkmıştı biz ve bizden sonrakiler öğretmen lisesi mezunlarıyız ama birlik beraberlik, dostluk, güven ve kendini eğitme derseniz hepsi bizde de vardı. Çünkü yatılı okullar sadece bir okul değildir, hayatın küçük bir provasıdır.
Yasemin…

Küçük yaşta köklerinden koparılmış genç bir kadın Yasemin. Yıllar önce daha iki yaşındayken annesiyle Amerika’ya gitmiş/kaçmış, orada büyümüş. Tek hayali çalıştığı hukuk bürosunun ortağı olmak ve küçük bir çatıkatı satın alıp orada yaşamak.

Türkiye’den kimse ile görüşmüyor. Yıllar önce hepsini silmiş. Annesi de ölünce tek başına hayata tutunmaya çalışıyor. Dışarıdan bakıldığında çok güçlü ve cesur bir kadın ama kendi içinde yalnız ve bir tarafı hep eksik. Çünkü Yasemin, nereye ait olduğunu bilmiyor. Onu bir yere bağlayacak kökleri yok. Bu, Türkiye’deki akrabaları yüzünden. En yakınları olabilecekken dedesi ve babaannesi onu yıllarca hiç arayıp sormamış. Ta Amerika’larda onu ve annesini bir başına bırakmışlar. Onların yaptığı bu kötülüğü asla unutamıyor. Bu durum onu hem çok üzüyor hem de terk edildiğini, sevilmediğini düşündüğü için de onları affedemiyor. Yok sayıyor.

Yıllar sonra iş yerine gelen bir telefon ona bir kez daha geçmişini, ait olmadığı ailesini hatırlatır. Her ne kadar o, telefona cevap vermek istemese de arayan kişi o kadar çok ısrarcıdır ki kayıtsız kalamaz. Arayan dedesinin avukatıdır, Fatih Bey.

Avukat, dedesinin vefat ettiğini ve ona bırakılan bir “emanet”i olduğunu söyler. Yıllardır arayıp sormayan ailesinin şimdi bu emanet için arıyor olmalarını çok anlamsız bulsa da merakına yenik düşer ve uçağa atlar, Türkiye’ye gider. Ona dedesinden emanet bırakılan basit bir kutudur ve içinde de dedesinin yazdığı defterler, mektuplar vardır. Israrla aramalarının sebebi bu mudur yani? Avukat -görevi gereği-yazıların her birinin birer numarası olduğunu o sıraya göre okunması gerektiğini söyler. Okuyup bitirince bir emaneti daha olduğunu söyler. Yasemin önce kızar taaa oralardan bu eski kutu için mi gelmiştir. Sonra ne kadar kızsa da zihnindeki cevapsız sorulara cevap bulmak için okumaya başlar. Okudukça dedesini, babaannesini tanır. Ne kadar değerli insanlar olduklarını ve ona bırakılan emanetlerin ne kadar kıymetli olduğunu anladıkça onlarsız geçen yılları için içi acır.

Yasemin; 1940’lı yıllarda dedesi daha 14 yaşındayken bir Türkiye rüyası olarak başlayan Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü maceralarını, onun yazdığı günlükten okumaya başlar. O dönemde sadece öğretmen değil; çiftçi, marangoz, elektrikçi daha birçok konuda donanımlı insanlar yetiştiren köy enstitülerini ve dedesinin aydın bir öğretmen olma yolundaki anılarını okur. Kah gülerek kah gözleri dolarak. Artık babannesi ve dedesi Yasemin’in zihninde soyut değildir; ete kemiğe bürünmüştür. Defterlerde sadece dedesinin anıları değil, annesi, babası, kendi bebekliği tüm geçmişi vardır. Babaannesinin onun için bıraktığı tarif defteri ve hazırladığı çeyiz sandığı, yatak örtüsü; dedesinden babasına, babasından ona bırakılan kurmalı kol saati, ise en güzel hediyeleri. Yasemin’in asla tahmin edemeyeceği ama onunla dedesi ve babannesine vefa borcunu ödediği asıl hediye ise en sondadır.

Yasemin dedesinin günlükleriyle geçmişe yaptığı bu yolculuk sırasında hiç yaşamadığı bir duyguyla da tanışır: Aşk. Aşkın adı,Bora’dır. Çünkü Yasemin hiçbir zaman aile, sevgi, bağlılık nedir tatmamıştır. İnsan hiç bilmediği bir duyguyu nasıl bilebilirdi ki değil mi? Geçmiş onun için sadece terk edilmişliği, sevgisizliği, yalnızlığı ve kini hatırlatırken şimdi bambaşka bir anlam taşımaktadır. Dedesinin eski bir öğrencisi olan Bora da onun hayatındaki bir başka dönüm noktasıdır. Tıpkı Hamdi öğretmen ile Asude Öğretmenin ölümsüz aşkı.

Bu kitap sadece bir kadının geçmişini bulması değil aynı zamanda o geçmiş sayesinde; erdemli dürüst ve doğru bir insan olmanın ne demek olduğunu da anlatıyor. Küçücük bir çocuğun (Hamdi Öğretmenin) Anadolu’nun bir ücra bir köyünde yoksulluk, sefalet ve cahillik içinde yaşarken girdiği bir sınavla gittiği okulunda sadece ders değil her birinin, bir “Atatürk” genci olarak yetiştirilmesinin, hayatı her yönüyle öğrenmesinin ve bu öğrendikleriyle nice öğrenciler yetiştirmesinin hikayesi.

Köy enstitülerinde büyüyen Hamdi Öğretmen gibi orada yetişen nice genç öğretmenin sahip olduğu şu bilinç beni çok etkiledi:

Atatürk olmak haddimiz değildir. Atatürk olmak, onun ideallerine göre davranmak demek. Vicdanlı olmak, vatanını özünden çok sevmek, kadınlara değer vermek, adalete inanmak, çok çalışmak, üretmek, herkese eşit davranmak, pes etmemek, birlik ve beraberliğe inanmak, bilime sanat değer vermek, çağdaş olmak, tam bağımsız olmak, başka hiçbir ülkenin desteğine ihtiyaç duymadan dimdik ayakta durmak demek./109 İşte bu ideallerle yetiştirilen Türkiye’nin dört bir yanında kurulan köy enstitülerindeki bu gençler, bir ülkeyi yeniden inşa etmeyi öğrendiler bu okullarda. Yılmadan, yorulmadan vatanı ve milleti için çalışmayı öğrendiler. Ancak Türkiye’nin gelişmesini ve ilerlemesini istemeyen hem ülke içindeki hem dışarıdaki art niyetli çürümüş beyinler bu okulları kapattı. Güzel ülkemin genç insanlarının yolunu kesti. Maalesef ki gün geçtikçe bu zihniyetler eğitim sistemimizi de toplumumuzu da bozuyor. Gözü açık olmalı ve çocuklarımızı ve gençlerimizi iyi eğitmeliyiz.
Emanet, Bige Güven Kızılay’la tanışma kitabımdı, çok sevdim. Diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum. Akıcı dili ve mesaj dolu bu kitabını tüm kitap dostlarına tavsiye ederim.

Merak edenlere keyifli okumalar.

KİTABA DAİR

Kitabın Adı ve Yazarı: Emanet ve Bige Güven Kızılay
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih:1.Baskı Hayykitap, son Baskı İnkılap Kitabevi, 2025 İstanbul
Kitabın sayfa sayısı:512


ALINTILAR:

Atatürk'ü sevmeyen biri ile sakın evlenme.
İçindeki iyiden asla vazgeçme.
Kendi yüreğine ağır geleni başkasına yapma.