Atatürk bugün gerçekten trenden inseydi..!

Abone Ol

Atatürk'ün Aydın’a gelişinin 95. Yıldönümü geçtiğimiz 3 Şubat Salı günü törenle kutlandı.
150 yılı aşan asırlık ve Türkiye’nin ilk tarihi tren rayları,
her yıl hazırlanan özel gelin gibi süslenmiş treni getirdi yine.
Aydın’da tren garında Ata’mızın Aydın’a geldiği günü kutladığımız, valilik önünde çelenk koyulması, Gar önünde konuşmalar itiraf edeyim heyecansız ve her yıl olduğu gibi sadece protokolün katılımıyla halktan pek az Sivil Toplum Kuruluşunun katılımıyla kutlandı.
Şubat ayı malum kış günü gerek Valilik önünde kutlamalarda on beş dakika gerekse Tren Garındaki kutlamalarda soğukta yerini alan protokol, atamızı temsili karşılayıp, trenden inen folklor giysili genç öğrenci kızlarımızın üç kez öperek Valiye uzattıkları al bayrağımızı kırmızı kutusu içinde üç kez öperek teslim alınmasının ardından 5 dakika süren Zeybek oyunuyla her sene aynı ritüeller sergilendi.

Bundan tam 95 yıl önce 3 Şubat 1931’de saat 10.00’da özel treniyle İzmir’den yola çıkan Atatürk ve heyeti saat 15.00’i gösterdiğinde Aydın’a ulaştı.Aydın Kuvvayi Milliye direnişinin etkili olduğu bir kenttir. Hatta Atatürk "eğer efeler ve Aydın direnişi olmasaydı, Kurtuluş Zaferinin kazanılmasının imkansız olduğunu" belirterek Aydın cephesinin kahramanlığından övgüyle bahsetmiştir.
Atatürk Aydın’a aslında ilk kez 1924 yılında geldi. Vefatına kadar da 1930, 1931 ve 1937 yıllarında olmak üzere üç kez daha Aydın’ı ziyaret etti. Biz Aydınlıların her yıl kutladığımız ve geçtiğimiz 3 Şubat Salı günü 95. yılını kutladığımız Ata’nın ziyareti 3 Şubat 1931 yılındaki “Büyük Ege Gezisi” kapsamında gerçekleştirdiği ve kentimizde çok daha fazla kaldığı 2. ziyaretidir. İzmir'deyken ve bir gün önce 2 Şubat'ta Menemen olayında şehit Kubilay'ın katledilmesinin faillerinin ölüm kararından sonra Aydın'a geldiğinde biraz da gergin ve hatta çok ciddi biraz da sert olmasının nedeni, Cumhuriyete karşı çıkanların varlığı ve devrimleri halka tanıtamayan yerel yönetimler ve Türk Ocağı gibi merkezlerin yeterince çalışmamasıdır.
Hatta Poker oynanan sigara dumanı altında Aydın Türk Ocağında başıboşluğa çok kızarak söylenmesi de bu yüzdendir.
Aydın, Kurtuluş Savaşı’nın en önemli, en sağlam cephelerinden biriydi ve Mustafa Kemal Paşa’da Aydın’daki savunmaya büyük hayranlık duymuştu. Üstelik Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından yakın arkadaşlarının Aydın’dan milletvekili olmaları için çaba sarf etmişti.
95 yıl önce Aydın’a doğru yolan çıkan Mustafa Kemal Paşa, özel bir karşılama töreni yapılmamasını emretmesine rağmen 3 saatlik yolculuğu süresinde Ortaklar tren istasyonundan Aydın tren istasyonuna kadar geçtiği her istasyonda halk tarafından durdurulurmuş, büyük bir sevinç ve coşkuyla karşılanmıştır. Biz Aydınlılar için Ata’nın Aydın’ı şereflendirmesi son derece önemlidir. İşte yıllar önce de bugün de Atatürk’ün Aydın’ı ziyareti büyük bir coşkuyla karşılanır.
ATATÜRK 95 YIL SONRA BUGÜN DE GERÇEKTEN TRENDEN İNSEYDİ .
O keskin ve içinde kararlı bakışlarıyla, Aydın’da tren garında inen Atatürk’ü düşündüm. Hani o şiirdeki gibi.
“Bıraksalar, ince uzun bacakları üzerinde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak, Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı”
İşte bugün trenle Afyon değil ama, Menderes ovasına geldiği günün 95. Yılında aynı trenle Aydın’a geldiğini düşündüm ,
Tıpkı o gün gibi trenden indiğini ve gerçekten kente girişini düşledim.
Sadece büstü ve bayrağımız değil de kararlı bakışlarının ardından ağır adımlarla, bastonuna dayanarak Aydın tren garına indiği geldi gözlerimin önüne.
Ama artık yaşlıydı, biraz rahatsızdı.
Kocatepe’deki çevikliği kalmamıştı.
Bastonuyla ağır ağır gar binasının merdivenlerinden çıkarak, kendi adı verilen ama yerinde yeller esen meydana baktı uzunca,
-“Geçen geldiğimde yemyeşil meydan değil mi burası ..?
Kentin meydanında her yer beton ne işi var kafeterya ve büfelerin..?
Meydanın kenarındaki kaldırımda ellerinde pankart, gösteri yapan ve slogan atan iki grubu görünce, yaveri Salih BOZOK’a ve Aydın Belediye başkanı Ahmet Emin ARKAYIN’a dönüp;
-Ne oluyor burada, nedir bu nümayiş ?
"Paşam atanamayan öğretmenlerle, işsiz gençler, maaşlarını az bulan emekliler, esnaflar ve işsizler eylem yapıyorlar " cevabını alınca, gözleri çakmak çakmak;
– Biz “vekillerin maaşı ne kadar olsun diye soranlara “öğretmen maaşlarını geçmesin’’ demedik mi ? O günlerden sonra, hem atanamayan öğretmenlerimizi işsiz, emeklilerimizi de artık böyle sokaklara mı düşürdük, sorunlarını dinleyen hiç kimse yok mu ?
Omuzlarından düşen paltosunu düzelterek, geldiği ve bugün hala boşaltılmış boş duran çarşı içinde Gençlik Caddesindeki PTT binasına gözlerini de kısarak uzun uzun üzerinde yazan satıldıktan sonra asılan yeni levhasını okumak istese de tam çıkaramadı?
Heyet ile adını tam okuyamadığı bu binanın önünden ayrılırken,
- “bu yazı da nesi..? Neden kapalı burası ? ne oldu bizim Kurtuluş Savaşındaki telgrafhaneye’’ diye söylendi.
Hemen yanındaki şehir kulübüne geçerek bir yorgunluk kahvesi içmek istedi ise de, liseli gençlerin yabancı markalı biralarını yudumlayıp, terasta ellerinde amerikan sigaralarını görünce aralarında şu diyaloglar geçer,
– Nasılsınız gençler?
– Üniversiteye hazırlanıyoruz paşam, şu karşıda oturan arkadaşlar da, okullarını bitirdi ama işsizler, gelecekten çok umutsuzuz geleceğimizden umudumuz da yok paşam, efkâr gideriyoruz..? Bizi dinleyen de yok.
-Bu ülkeyi on yılda demir ağlarla örerek, Nazilli Sümerbank’ı açtıktan sonra bir çivi bile çakılmadı mı ?
-Hem sonra n’oldu bizim yerli tütünlere, nedir bu yabancı cigaralar. ..?
Ben de içiyorum ama mis gibi Türk tütünüydü?
– Ooo görmediniz mi az önce aşağıdaki binaları paşam, TEKEL ve PTT çoktan satıldı elin yabancısına, artık tütün ekimi de unutuldu gitti.
– Biz, buraların kahramanı Yörük Ali Efe, Çete Ayşe, Demirci Mehmet Efe ile beraber denize dökmüştük bu işgalcileri zamanında..!
– İşte geri geldiler tekrar malları, markaları ve paraları ile paşam..!
Sert hareketle yerinden kalkan Paşa, yanındakileri geride bırakırcasına, bir elinde şapkası, uçuşan pelerini diğer eliyle örterek, Ziraat Bankasının hemen yanından kıvrılıp, isimlerini okumakta zorluk çektiği yabancı levhaların ve bankaların, marka giyim binalarının bulunduğu Hükümet Bulvarından çıkarken, sessizce söylendi
-“haklıymış gençler sadece malları ile değil, bu ismini bilmediğim bankaları ve paralarıyla da gelmişler geriye…!”
Yolda esmer ve Türkçe bilmeyen çocuğunu öne sürüp dilenen yabancıları, işsizlikten kahvede oturanları görünce,
-“Ben daha önce de halk evinde masada kağıt oynayanları gördüğümde sinirlenip söylendim ama Cumhuriyet düşmanları etrafta cirit atarken sizler miskin miskin oturmaktan, tembellik ve işsizlik almış başını yürümüş’’ dedi.
Gazi daha da sinirlenerek İş Bankasının altından ara sokağa daldı.
Eski Ticaret Odasının alt sokağındaki Yunanın işgalden sonra çıkan yangından kurtulan ayakta kalan tarihi yapıları, han ve hamamları görünce yanında kendisine eşlik eden Vali Fevzi TOKER ve Belediye Başkanı Ahmet Emin ARKAYIN’a dönerek,
– “Hala her yer 1922’de Yunanın yakıp, yıktığı ile duruyor. Onca yıldır bir şey yapılmadı mı tarihimizin mirası bu binalara .? Neden tarihimizi korumadınız ?
Atatürk'ün bu sert çıkışına etrafındakiler yere bakarak bir cevap veremediler.
Atatürk bunun üzerine daha da sinirlenerek;
– Haydi, Türk ocağına geçelim deyince, herkes yine sessiz kaldı.
Aydın Belediye Fen İşleri Müdürü İrfan (Saylam) Bey;
– “O bina yıkıldı paşam yerinde iş hanı yapıldı” deyince Atatürk en nezaketli tavrını ısrarla koruyup, kıpkırmızı olan yüzünü gizleyerek, bir sigara daha yaktı.
Topyatağındaki Garnizonu ziyaretinin ardından Tralleis’in hala inkişaf etmemiş, içler acısı halini görünce başını bir iki kez yana sallayarak;
- ”ne Tralleis’in ne de Arsenal’in, değerini hala öğrenememişsiziniz. Oysa Herodotun “gökyüzünün altındaki en güzel bu toprakların insanları bu kadar ilgisiz olmamalıdır ”
-“Buraya gelirken, Söke’de askeri tatbikat sonrası Kuşadası’nda adımın verildiği Gazibeğendi tepesinden seyrettiğim Ada, verimli zeytinlikleri ortadan kalkmış, adeta bir beton yığınına dönüşmüş. Böyle miydi, en güzel gökyüzünün altı..?”
– “Dönelim Salih” diye seslenir. Yaveri Bozok’a.
-Vali ve protokol “efendim Belediyeye ve Valiliğe de bekliyorduk” deyince Mustafa Kemal “Uzun zamandır görmediğim Nazilli’deki Basma Fabrikasını görmek istiyorum. Bu nedenle fazla kalmayalım “deyince daha da derin bir sessizliğe büründü heyet.
Hepimizin bildiği Nazilli Basma fabrikasının kapandığını ve perişan halini kimse paşa ya söyleyemedi.
Bu sessizliği yine kendisi bozdu. Yaverine dönüp;
- “ Haydi, Salih treni hazırlasınlar.”
Tekrar gara gelindiğinde Stadyuma bitişik geniş otoparklı büyük binayı gören Atatürk, parmaklarını çenesine götürüp uzun uzun batan akşam güneşiyle parlayan binaya bakarak “ biz demiryolunu bu adamların ülkesinden satın alarak, İzmir’de yaptığımız 1. İktisat Kongresinden sonra ticareti de bizim tüccarlarımıza emanet etmiştik.” .
“Ama bugün? Bu yabancı isimlerin işgali altında ne hazin bir haldeyiz diye mırıldandı.
Garda bekleyen özel trenine binerken, Atatürk kimseyle el sıkışmadan kendisini uğurlamak için bekleyenlere daha çatık kaşla seslendi,
HALA 95 YIL ÖNCE BIRAKTIĞIM AYNI YERDESİNİZ.
BUGÜNÜ ANMAK İÇİN SÜSLÜ TÖRENLER YAPARSINIZ!
SÖYLEYİN İNANAYAYIM MI ŞİMDİ BEN BUNA.
YAZIK OLMUŞ BOŞA GEÇEN ONLARCA YIL'A…!
Tren garındaki Atamızın geçtiği vagonuna bakakalmışım.
Yanımdaki arkadaşımın kolumu sarsmasıyla kendime geldim .
-” Hadi gidiyoruz tören bitti " diye seslenince uykudan uyanmışım .…!
"Ne o pek keyifli bir rüya gördün galiba kendinden geçmişsin " dediler.
“Yok yok” dedim, iyi ki uyandırdınız kabustu kabus…!
SÖZÜN ÖZÜ :
GEÇMİŞİNİ BİLMEYENLER, GELECEĞE YÖN VEREMEZ.