Arif olan milleti tabi olan millete dönüştürme projesi

Abone Ol

Arif olan milleti tabi olan millete dönüştürme; esas itibariyle Batılılaştırma/Batıcı olmaya icbar projesidir.
Yüz elli yıldır durmadan devam eden yabancılaştırmada, mankurtlaştırmada geldiğimiz nokta nedir diye sorulsa:
Hiç.
Kendine bile yabancı bir millet heyulası…
Vahşi Batı uygarlığının vardığı son nokta da ortada…
***
Ömer Seyfettin Birinci Dünya Harbi yıllarında öğretmendir.
Bir ara öğretmenler odasında otururken:
“Arkadaşlar”, der.
“Bu millet âlim değildir ama âriftir. Bu irfanı sayesinde pek çok şeyi okumuşlardan daha iyi sezer, farkeder ve bilir.”
Arkadaşları itirazı basar:
“Olur mu öyle şey! İlmi olmayanın irfanı mı olurmuş” derler.
Harp yılları olduğu için de iktisadi ve ticari hayat durgun, yokluk ve sıkıntı had safhadadır.
Şekersizlikten çaylar bile kuru üzümle, pekmezle içilmektedir.
Bu durumu değerlendiren Ömer Seyfettin:
“Müjde arkadaşlar” der.
“Almanya’dan bilmem kaç ton şeker geliyormuş, çayları kuru üzümle içmekten kurtuluyoruz!”
Bunu duyan öğretmenler, sevinçten yerlerinden fırlar ve bu haberi avuçlarını patlatırcasına alkışlarlar.
Ama o da ne?
Tam bu esnada kapı önünde bulunan hademede en ufak bir reaksiyon görülmemekte.
Ömer Seyfettin bu defa hademeye döner ve:
“Sen niye sevinmiyorsun, şekere ihtiyacın yok mu?” diye sorar.
Hademenin verdiği cevap ârifânedir:
-“Boşversene Bey’im”, der.
“Kel merhemi bulsa kendi başına sürecek! Almanya harp ediyor, düşünsene… Şekeri nerden bulup da bize gönderecek!?”
Bu cevap üzerine Ömer Seyfettin, irfandan mahrum olan arkadaşlarına dönerek,
“İşte”, der.
“Beyler, âlimle ârifin, ilimle irfânın farkı…”
İlmin, yani bilginin sadece teorisiyle meşgul olmak, onu hal etmeden sunmak; hayatını kuru bilgiyle yönlendirmek kişin geleceği açısında çok okumuş cahiller sınıfına sokar.
Yani vali olup da adam olamamak gibi bir şey.
Bilginin dış görünüşüyle modernize olmuş milletler meselelere hep onların gözünde bakarlar.
Bir problemin farklı bir boyutunun olmadığını düşünürler.
Mesela, zahiri bilgiyle onu bütün benliğinde nüfuz ettirmiş Nasreddin Hoca’nın eşeğine ters binmesi hikayesinde olduğu gibi...
***
Şimdi geldiğimiz noktaya bakalım.
Başladığımız yere geri döndük.
Yaklaşık bir buçuk asırlık zaman da berhava olduktan sonra…
Rahmetli Prof. Dr. İlber Ortaylı, vefatında önce bir televizyon kanalında (CNN Türk/2025) şöyle demişti:
‘Batı dünyası algıdan ibarettir.’
Hoca, istihbarat örgütlerinin gençler üzerinde yürüttüğü çalışmalara dikkat çekmişti.
Ve şunları dile getirmişti:
‘Türkiye’den adam kaçsın, Türkiye’den gençler nefret etsin... Onlar onu teşvik ediyor.
Avrupa gerçekte hayal edildiği gibi bir yer değildir.
Avrupa’ya giderim ve kurtulurum; kurtulamazsın.
Bu çok tehlikeli. Gençler bilmedikleri dünyaya aşık, herkes algıya koşuyor.
Çocuklar tabi hayal kuruyor.
Bu çok yaygın.
Herkes kendine göre bir dünya düşünüyor ve bu sağı solu sarıyor.
Amerikalıların hayranları ve isteklileri hem solcusu hem sağcısı.
Bu çok tehlikeli.
Ve bilmedikleri dünyaya aşıklar.
İkiz Kuleler var ya... Orada anons vermişler, yerinizde oturun, diye. Herkes kaçıyor, bizimkiler yalan anonsa inanıyor ve orada felaketini bekliyor…
Batı dünyası algıdan ibaret çünkü önce herkes algıya koşar değil mi?
Realite sonra vurur yüzüne.
Vurduğu anda artık kabul etmiş olur.
Şunu da kabul etmek lazım; Türkler çalışkan ve intibakı yüksek bir kavim.
Öyle yerler var ki hakikaten sokakta gezemezsin doğru dürüst.
Mesela şimdi İngiltere o duruma düştü.
Hırsız dolu.
Yalnız şunu söyleyeyim,
İstanbul bütün bu pespayeliğine rağmen henüz daha güvenlik bakımından kötü puan alamaz.
Dış örgütlerin çok büyük payı var, tahripkâr.
Yani Türkiye’den adam kaçsın, iyi, Türkiye’den gençler nefret etsin, iyi.
Onlar onu teşvik ediyor.
Sanal medyanın arkasında maalesef Alman istihbarat örgütleri var.
Belirli amaçların arkasında var o, BND derler ona Bundesnachrichtendienst (Almanya Federal Haber Alma Servisi), çok faaliyeti var.
Türkiye halkının etnik gruplarını etkileyerek böyle bir şey yaratmak.
Bu çok açık.
Bunun faaliyeti var artık, üniversitelere kadar el atıyorlar.
Sende sanal medyadan mukabil taarruza geçeceksin.
Başka çaren yok.”
***
Rahmetli İlber hocanın tespitleri ortada.
Bu hususu, eli kalem tutan…
Ehli fikir sahipleri hep söylüyor.
Hep yazıyor.
Ancak hocanın “herkes algıya koşuyor” tespitinden yola çıkarak…
Biz de Hocanın medyatik yüzünü millete tutmanın daha görünür…
Ve ilgi çekeceğini düşünerek hocanın görüşlerini aktardık.
Yani hocanın tanınırlığından ilham alarak…
Algı oluşturup millete, farklı bir bakış açısıyla hakikatleri sunmaya çalıştık.
Bu tespitleri biz veya bizim gibi fikre sahip kalem erbabı ifade etseydi…
Tarafgirlik ile yaftalanırdı.
Ama hocanın iştigal ettiği cenah ve konum; birçok itirazlara evvel emir de set olduğundan...
Hiç olmazsa “ne oluyor ne demek istedi” gibi merak uyandırmaya vesile olur diye naklettik.
Bu anlamda 1915-2026 kıyası yapıldığında…
Milletin irfanından nelerin gittiği…
Yerine hangi irfansızlığın…
Kültürsüzlüğün…
İkame edildiğine şahit olunacaktır.
Binaenaleyh arif olan milletin tabi olan millete dönüştürme projesinin nasıl hayata geçtiği de ayan beyan görülecektir.