Merhaba sevgili ailem aramıza yeni katılan abiler ve ablalar hepiniz hoş geldiniz ailemize. Ben Alparslan Sarıboğa Smatip1 hastasıyım. Size biraz ben nasıl besleniyorum neler yiyorum neler yiyemiyorum onu anlatacağım.
Bildiğiniz gibi SMA hastası çocukların tedavi olabilmesi için bir kilo sınırı var benim sınırım 13 kg. Ben şu an 7, 5 kiloyum. Bu benim için o kadar zor ki resimde gördüğünüz o kırmızılık var ya işte o benim en sevdiğim yiyecek pancar. Ama artık yiyemiyorum. Yoğurt çok severim ama boğazımda gıcık yaptığı İçin annem onu da çay kaşığı ile sadece 3 4 kaşık verebiliyor. Yoğurt sevdiğim için yoğurt çorbası da çok seviyorum tabi annem yemek yaparken kokusu geliyor diye ondan da azıcık veriyor ama maalesef sadece tadımlık yiyorum. O kadar güzel yapıyor ki iyileşince tabak tabak yiyeceğim.
Meyveyi de severim aslında kardeşlerim yerken annem elime muz veriyor ama ben yiyemiyorum. Sadece suyu geliyor ağzıma. Bebe bisküvisi veriyor elime bazen kardeşlerim yerken canım ister diye ama kaslarım biraz zayıf olduğu için yiyemiyorum onu da. Ben hiç kardeşlerimle çikolata kavgası yapamıyorum. Babama gelirken bana çikolata alır mısın diyemiyorum.
Ama belki sizin sayenizde desteklerinizle iyileşirsem ben de bakkal amcadan sevdiğim cipslerden alırım. Annem en sevdiğim yemekleri yapar bana.
Bana el uzatırsanız söz veriyorum tabağımdaki tüm yemekleri yiyeceğim. -Valilik izinli IBAN-
TR290001009010074820905001
Ziraat Bankası / Alparslan Sarıboğa
Instagram- SmaAlparslanSariboga
Facebook- SmaAlparslanSariboga
WhatsApp- SmaAlparslanSariboga
Telefon: Ömer Sarıboğa - (+90) 553 463 46 34
(Babası Ömer Sarıboğa ile telefon görüşmesi yapabilirsiniz. Tüm bilgileri kendisinden alabilirsiniz. ) "Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın. Hiç acı çekmemiş gibi sevin. Hiçbir şey beklemeden verin. Karşılığı nasıl olsa gelecektir."
İskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming’di adı.
Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi.
Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.
Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur."
Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming’in oğlu Londra’daki St. Mari’s Hospital Tip Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?
Penisilin!
Aristokratin adı: Lord Randolp Churchill.
Oğlunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming.
Kağıtla kalın, kalemle kalın, insanlığınızla kalın...