Yıllardır sürüyor bir tartışma,
Neredeyse herkesin kafasında aynı soru,
Kızılçamın yerinde önceden,
Zeytin mi yaşıyordu?
Babaannem anlatmıştı,
Düşman kaçarken yakmış,
Bağı, bahçeyi, evi, barkı,
Hatta Karıncalı’yı.
Kavrulmuş toprak,
O Eylül sıcağında,
Her yer tarumar.
Yangın kendiliğinden sönmüş,
Yakamayınca denizi. Karıncalı dağdaki orman,
Yetişmiş kendiliğinden,
Kimse bir fidan dahi,
Dikmeden.
Kızılçam da hediyesi,
Rabbimizin bu coğrafyaya,
Türk ormancısının,
Her zaman yüzünü güldüren.
Seyretmeye doyum olmaz,
Zeytinin kardeşliğini,
Kızılçamla.
Yaka, Özdemir, Parlakdağ,
Yalçıner, Ayhan ve arkadaşları,
Birlikte çözdüler,
Kızılçamda gençleştirmeyi.
Hocalarından aldıkları
İlhamla. Zeytin Allah’ın nimeti,
Çözemediler hâlâ ondaki hikmeti
Aydınlıyım ben,
Süsler rüyalarımı her zaman,
İçinde büyüdüğüm,
Şükrü dedemin,
Pirlibey'deki zeytinliği.
Meyvesini de severiz amma;
Burnumda tüttü yine,
Pinar çalısının gölgesinden topladığımız,
Zeytinyağında kavrulmuş,
Yumurtalı tilki kuyruğu yemeği.
Zeytine lafımız yok,
Yetiştirilsin,
Yetişebildiği her yerde,
Hatta ara tarım bitkisi olsun.
Kızılçam ormanı olan yerde.
Anlayamadığımız,
Bu çam düşmanlığı niye? Sene taa 1963,
Unuttular herhalde,
Rahmetli Selman Uslu hocamız,
Çalışmış doçentlik tezinde.
Hoca diyor ki,
Zeytin her yerde yetişmez,
Hele makilik sahalarda,
Üç-beş yıldan sonra ürün vermez,
Erozyon da başlar üstelik,
Bilginiz olsun. Hem kim demiş?
Kızılçam meyvesiz diye?
Sincaplar, kuşlar doymuyor mu?
Tohumlarını yiye yiye.
Bu kadar bencillik niye?
Herhalde,
Biz yiyemedik diye! Bütün çamlar fıstıkçamı olmalıydı.
Öyle mi?
Sedirin, göknarın, ladinin de,
Vardır elbette bir görevi.
Ağaçlar sevdam benim ,
Bana hiç hayır demeyen.
Verdiği bütün nimetlerden,
Hiç borç göstermeyen.
Onu tanıyan dost,
Tanımayan düşman.
Havamızın, suyumuzun,
En önemli kaynağıdır orman.
Vahşi yaşam diyorlar ondaki düzene.
Bin pişman olurlardı,
Bilselerdi ormandaki adaleti,
Kara sevda olmuş ormancıların,
Vatan kadar ORMAN SEVGİSİ.