Hadi gel köyümüze üretmeye gidelim!

Tarım sektörümüzün yüzü, tarihimiz boyunca (Osmanlı dönemi dâhil) bir kez güldü. O da yönetim de başta Mustafa Kemal olmak üzere kurtuluş savaşını zaferlerle noktalayan kadronun iktidar da olduğu dönemdi.
Bu dönemi, ağır aksak da olsa ikinci dünya savaşının sona ermesi ve çok partili yeni düzene geçilirken İnönü hükümetince imzalanan Truman doktrinine (1947) kadar uzatmak mümkün. Tarıma dayalı sanayinin en güzel örneği, tekstil sektörünün öncü kuruluşu Sümerbankların üretime geçişi bu dönemde oldu. Çiftçiyi tefecinin elinden alan Ziraat Bankası, Tarım Kredi, Mili Aydın Bankasının aynı dönemde etkinliği artarken, TARİŞ ve şeker fabrikalarının kurularak yaygınlaşması, ÇUKOBİRLİK’FİSKOBİRLİK, TMO gibi kuruluşların faaliyete geçmeleri ekonomiye büyük bir ivme kazandırmıştı. Türkiye, o dönemde kurduğu, tarıma dayalı sanayisiyle, Osmanlı dedesinden kalan borçları kuruşu kuruşuna ödedi.
Sonraki yıllar…
ABD ikinci dünya savaşından sonra tüm dünyada gücünü kabul ettirmeğe başladığı yıllardı. Türkiye genç bir Cumhuriyet. Ülke siyasi ve ekonomik bağımsızlığını ulusal kurtuluş savaşı vermiş olmanın morali içindeyken, yönetenler birdenbire Sovyet tehdidini ileri sürerek ABD’ye yaklaştılar. Bu yaklaşmanın ilk sonucu ABD ile yapılan Marshall anlaşması oldu. Türkiye gibi tarım ve hayvancılık ülkesiyken bu anlaşmayla çocuklarına Amerika’nın hibe verdiği süt tozunu içirdi. Adnan Menderes’in Demokrat Partisi 1950 seçimlerini kazanınca, devletçi politikalar yerine daha liberal politikalar uygulamaya başlayarak tarımda yeni bir dönem başlattı. ABD’den hibe olarak alınan çoğu kullanılmış traktörlerle sürülen meralar tarım alanlarına dönüştü. Bu dönemde, iyi tohum kullanım oranının artması sulama ve ulaşım projelerinin hayata geçmesi tarım ürünlerinde verimlilik artışını getirirken, sürülerek tarla haline getirilen geniş meraların bir kısmının kaybedilmesi hayvancılığa olumsuz etkiledi.
Menderes hükümetinin askeri darbeyle devrilmesiyle* başlayan 1960’lı yıllar politika sahnesine Süleyman Demirel’i çıkardı. Demirel iktidara geldiğinde askerlerin ekonomideki yeniden devletçiliğe dönüşüne pek ses çıkarmadı. Demirel, daha çok, Menderesin başlattığı sulama projelerini devem ettirdi. Ona yakıştırılan,”çoban Sülo” isminden gocunmadan köylüyü kendini sevdirdi. Cumhuriyet döneminde kurulan tarımsal alt yapıyı da dokunmadı. Demirel’de bir askeri darbeyle devrilirken, askerlerin desteklediği ara dönem hükümetler, tarımla ilgili hiçbir önemli karar almadan durumu idare ettiler.
Türkiye 1973 seçimleriyle yeniden demokrasiye döndü. Bülent Ecevit başında olduğu yeni bir hükümet kuruldu. Ecevit, şair ruhlu romantik bir politikacıydı. Onun dönemi 1960’lar da tüm dünyayı etkisi altına alan, 1970’lerin sonuna kadar devam eden radikal sol politikaların öne çıktığı bir döneme denk düştü. Dünyada ve Türkiye’de esen sol rüzgârların da etkisiyle ”Toprak işleyenin, su kullanın” sloganıyla söylem düzeyin de tarıma hızlı bir giriş yaptı. Ecevit’in de tarım politikaları beklentileri karşılamadı. üreticiler; Ecevit hükümeti, KÖYKOOP ORKOOP gibi kooperatiflerin kurulması, TARİŞ, ANTBİRLİK, ÇUKOBİRLİK FİSKOBİRLİK gibi mevcut tarımla ilgili birliklerin daha fazla desteklenmesine rağmen, tarımın içinde bulunduğu sorunları çözmede yeterli olamadı. O yılları yaşayan pamuk üreticilerin”Ecevit döneminde 10 TL’ye pamuk sattık, paralar ceplerimize sığmadı” dedikleri günler hoş bir anı olarak kaldı.** Ecevit’in en büyük hayallerinden biri olan “köy-Kent Pojesi”ise, en son Ordu’lu orman köylülerinin icralık olmalarıyla (2013) son bulduğu notunu düşelim.
Ecevit dönemin sonunda, yeniden iktidara gelen Demirel oldu. Demirel gelir-gelmez 24 Ocak kararlarını alarak ekonomide eksen değişikliğine gitti. Ülkede meydana gelen siyasi çatışmalar bahane edilerek 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle iktidardan düşürüldü. Ekonomideki bu eksen değişikliğini talep eden küresel tekelci şirketler, Demirel’in 24 Ocak kararlarını uygulamada başarılı olamayacağı kanısına ulaşmış olacaklar ki, kararların mimarı Turgut Özal’a darbeden sonra yapılan ilk yapılan genel seçime katılma izni verildi ve yapılan seçimleri Özal’ın Anavatan Partisi kazandı. Özal’la birlikte başlayan serbest piyasa politikasıyla; iç piyasaya dönük ithal ikamesi modeli yerine, ihracata dönük sanayileşme modeline dönüldü. Bu modelde tarım; geriye bir daha hiç dönülmeyecek yola girdi. Önce devletin ekonomideki payını azaltmayla işe başlandı. Kamunun ürettiği mallardaki sübvansiyonlar azaltma veya tamamen kaldırmalara gidildi. Tarımda destekleme kapsamında olan ürünlerin sayılarında azaltmaya gidilerek, üreticinin ilerde yalnız bırakılacağının ilk sinyalleri verildi. Özal IMF’nin direktifleri doğrultusunda, Cumhuriyet döneminde kurulmuş KİT’leri(Kamu İktisadı Teşekküllerini) kapatmaya başladı. İlk özelleştirmesi yapılan KİT’ler ÇAYKUR ve TEKEL oldu.
Turgut Özal cumhurbaşkanı olduktan sonra (1990) partisi Yıldırım Akbulut ve Mesut Yılmaz (ANAP) Süleyman Demirel ve Tansu Çiller hükümetleri kuruldu. Necmettin Erbakan ve son olarak da Bülent Ecevit (1999) hükümetini ekleyerek, bütün hükümetler tarımda İMF-DB ne istediyse yaptılar. Tütün yasası. Şeker yasasıyla tütün ve şeker pancarı üreticilerine darbe vuruldu. Sümerbanklardan Etibank’lara tüm KİT’ler özelleştirildi veya özelleştirmeye alındı. Tansu Çiller döneminde krize giren ekonomi 5 Nisan karalarıyla düzeleceği sananlar, ülkenin Bülent Ecevit hükümeti döneminde(2001) daha büyük bir ekonomik krizin içine düştüğünü gördüler. Krizden çıkılamayınca erken seçim kararı alındı Yapılan bir erken seçimle (2002)Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar oldu.
AKP 18 yıldır Türkiye’nin Tarımını yönetiyor. AB uyum yasalar çerçevesinde 2006’da çıkarılan Tarım Kanunu tarımsal ürün desteklemelerinin güvenceye alması nedeniyle şüphesiz ve önyargısız olumlu ve önemliydi. Yasanın çıkmasıyla umutlananlar, bir süre sonra hayal kırıklığına uğradılar. Kanununda belirtilen”Tarımsal desteklemelerde bütçeden ayrılan pay GSMH’nın yüzde 1’inden az olamaz” maddesi uygulanmadı. Tarımsal desteklemeler aradan geçen onca yıla rağmen, her yıl GSM Hasılanın yüzde 1’ine ulaşamadığını, genellikle 0,50 (yüzde yarım) ve dolaylarında gerçekleşti. Üreticiye yapılan eksik desteklemelerin doğal sonucu üretici yüksek maliyetlerden ötürü her yıl umduğu geliri elde edemeyince tarım alanları son 16 yılda (TÜİK) 41 milyon 200 bin hektardan,37 milyon 800 bine düştü. Sebze üretimi bu yıllar içinde artan nüfusa rağmen yüzde 15 küçüldü. Geçtiğimiz yıl patates ve soğan fiyatları aşırı yükselince Tarım sektörü toplumun gündemine daha fazla girdi. Üreticiye verilen desteklerin yetersiz olduğu, bu nedenle de Ülkemizin samandan, ete, kuru fasulyeden mercimeğe kadar onlarca üründe ithalatçı olduğunda, gıda ürünlerinde aşırı fiyatlar oluştuğu görüşü, kamuoyunda genel bir kabule dönüştü. Tarımsal üretimin önemi her zamankinden daha çok anlaşılmaya başladı. Toplumda “üretim, üretim” sesleriyle sanki hadi gel köyümüze üretmeye gidelim Türküleri söylenmeye başladı. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ de sosyal medya hesabında coşarak;”Ekilmedik tek karış toprak bırakmayacağız.”dedi Bakanın bu demeci şu soruyu akla getirdi; devlet, tarım kanunundan kaynaklanan, 176 Milyar TL tutarındaki borcunu herhalde çiftçilere ödeyecek! Olur mu? Küresel şirketlere tarımı teslim edenler, üreticiyi ve onun örgütlerinin sesini duyar mı? Çiftçiler umut etmeli mi?
Ali Ekber Yıldırım 22 yıldır Dünya Gazetesinde tarımı, ekonomisi ve hayvancılığı yazıyor. Ali Ekber Yıldırım yeni çıkan Üretme Tüket adlı kitabında, okura ithalat -siyaset -rant kıskacındaki tarım ekonomisine çok önemli eleştiriler getiriyor. Kitabın sonunda çiftçiler umut etmeli mi sorusunun cevabı var. Ali Ekber Yıldırım geleceğe dair umudunu ve öngörüsünü”Karamsar değil, umutluyuz. Umudumuz tarımda sahip olduğumuz zenginlik ve insanlardır.”Zengin toprakların fakir insanları olmayı hak etmiyoruz” çarpıcı cümleleriyle ifade ediyor.
Haklısın üstat. Her alanda olduğu gibi Tarımda da “enseyi karartmadan” umudumuzu korumalıyız.
*Ayrımsız demokrasiye son veren bütün darbelere karşıyım.
**Pamuk 1973 yılında 783 kuruştu. Ecevit hükümeti 1974 yılında kütlü pamuk fiyatını yüzde 43,6 artırarak 783 kuruşa çıkarmıştı.
TBMM.gow.tr/tutanaklar/22.2.1976

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emek Yaşar Karakulak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aydın Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aydın Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Aydın Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aydın Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Aydın Ses Gazetesi, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 213 16 50
Reklam bilgi

Anket Sitemizi nasıl buldunuz?