"Kendine iyi bak"derler ve giderler

“Kendine iyi bak” bir ‘veda’ değil ‘elveda’ cümlesidir çoğu zaman.
O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde.
*
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.”
*
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
*
“Kendine iyi bak. Aramızda geçen her şeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben. Seni kendinle baş başa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.”
*
“Kendine iyi bak” derler ve giderler tutkuyla sevenler.
Bazen birden fazla söylerler bunu.
Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine iyi bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar. Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar.
*
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine iyi bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
*
“Kendine iyi bak” derler ve giderler.
“Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz” derler ve giderler.
En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler.
Seni suskunluğa mahkum edip giderler.
Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler.
Seni senden alıp giderler.
*
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.
“Kendine iyi bak” deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet.
Suçlatmaz kendini.
Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın.
Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın.
Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın.
Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni.
*
“Kendine iyi bak" derler ve giderler.
Elinden umutlarını,
düşlerini,
sevgilerini alıp giderler.
Bir tek anıları bırakırlar geride,
bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.
*
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler.
Her şey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.
"Bitti" diyemedikleri için, “Kendine iyi bak” derler.
"Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için “Kendine iyi bak” derler.
"Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için “Kendine iyi bak” derler.
"Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "Kendine iyi bak" derler.
Vicdanlarını rahatlatmak için “Kendine iyi bak” derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
*
“Kendine iyi bak” bir noktadır çoğu zaman.
“Kendine iyi bak” deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben.
Oysa sen iyisin.
Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsin.
Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. "Kendine iyi bak" deme bana.
Nokta koyma.
*
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem.
Keşke döndürebilsek zamanı geriye.
Keşke bugünkü aklımızla yaşasak her şeyi baştan.
Nafile.
Ama yine de, gitmesen olmaz mı?
Bitmesek olmaz mı?
Sen eksikken, ben nasıl tam olurum?
Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum?
Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı?
Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı?
Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı?
Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı?
Bunların hepsi yalan mı?
Sahiden, gitmesen olmaz mı?
Bitmesek olmaz mı?
*
Peki o zaman.
Senin istediğin gibi olsun.
Öyleyse “Sen de kendine iyi bak”
*
“Kendine iyi bak” derler, kurşunu kafana sıkıp giderler.
***
(Çok sevdiğim dostum Ömer Köroğlu’nun dizelerini paylaşmak istedim sizlerle. Hadi kalın sağlıcakla.)


ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum,
Ölüyorum.
(Jorge Luis Borges)


GÜNÜN FIKRASI
Fadime’nin kocası Temel ölmüş.
Fadime çok üzgün.
Sevgili kocasının mezarının başında oturmuş ağıt yakıyor.
Komşuları, arkadaşları da elleri önlerinde bu dramatik anı saygı içinde sessizce izliyorlar.
Fadime’nin kocası Temel’e yaktığı ağıt herkesin gözlerini yaşartıyor:
“Ah Temel efendi ah. Sen ne güzel, ne alim adamdın. Fransızca bilirdin. İngilizce'yi, Alamanca'yı fevkalade konuşurdun. Sen edebiyattan, fizikten, kimyadan, riyaziyeden çok iyi anlardın. Şiir bilem yazardın.”
İzleyenler suskunluk içinde bekliyorlar ama ölçüyü kaçıran Fadime’nin Temel’e sıraladığı övgüler bir türlü bitmek bilmiyor.
Artık Dursun dayanamıyor ve patlıyor:
“Yahu Fadime amma da büyüttün ha! Temel’i hepimiz tanırdık. Rahmetli hiç de dediğin gibi bir adam değildi. Mesela, Fransızca filan bilmezdi. Şiir de yazmazdı. Az biraz okuması, yazması vardı hepsi o kadar.”
Fadime, komşusu Dursun’un bu sözlerini duyunca hemen ağlamasını kesmiş ve başını kaldırarak gururlu bir sesle şöyle yanıt vermiş:
“Olsun. En azından bunların hepsine heves ederdi.”

GÜNÜN TESPİTİ
“..kestane çok dikenli görünse de kabuğunu kırdığında içinden ziyafet çıkar..”

BEN
“..devrim istiyorum.. beni üzenlerin boyu posu devrilsin..”

GÜNÜN SÖZÜ
“..bazen hayatınızı değiştirecek bir yılı elde etmeniz, sizin 10 yılınızı alabilir..”

KADINLAR ERKEKLER
"..kurbağaları öpüp prense çeviremezsiniz ama bir 'erkeği' öpüp 'maymuna' çevirebilirsiniz.."

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cem Ulucan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aydın Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aydın Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Aydın Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aydın Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Aydın Ses Gazetesi, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 213 16 50
Reklam bilgi

Anket Sitemizi nasıl buldunuz?