Yol Hikayeleri (66) - Umudumuz Gençliktedir

Son günlerde sosyal medyada bir mektup dolaşıyor. Yetişkinleri sorumluluğa davet eden bir gencin mektubu.
Allah şahittir ki bu güne kadar yapılan dost sohbetlerinde gençlerimize ilişkin herhangi bir eleştiri olduğunda hep şunu söylemişimdir. “Saçta uzatsa, küpe de taksa iletişimi doğru kurduğunuz ve gerçekleri anlattığınız zaman gençlerin sizi iyi anladığını göreceksiniz.” Gerçekte bu aslında.
Herkes biliyor ki tüm dünyada olduğu gibi her zaman uyuşturucu mafyasının hedefinde gençler var, fuhuş baronlarının hedefinde gençler var, organ mafyasının hedefinde gençler var. İşte sadece bu nedenle gençlerimizi zararlı alışkanlıklardan uzak tutabilecek her türlü spor faaliyetlerini desteklemek yetişkinler olarak boynumuzun borcudur. Herkes bu konuda gücü ölçüsünde gereğini yapmalıdır. Zira toplum ancak bu şekilde ayakta kalır.
Hangi genç yazdıysa alnından öpeyim.
MUHTEŞEM BİR YAZI........
**
“Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum.
Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor? Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz. Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.
Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.
Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?
Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?
Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü. Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi?
15 Temmuz’u planlayanlar kaçıncı sınıfa gidiyordu?
Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?
Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?
Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?
Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?
Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.
Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?
Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz. Kan damlayan, şiddet kusan senaryoları siz yazdırıyorsunuz.
Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.
Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz. Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.
Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.
Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.
Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.
Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!
Size bir şey söyleyeyim mi? Yeni nesil pırıl pırıl. Hiçbir sıkıntı yok. Asıl sıkıntı, yeni nesle eski nesilleri unutturan yetişkinlerde.
Son iki yılda kaç tane Türk filmi çekilmiş ve geçmişimizi anlatıyor. Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?
Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki. Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok! Kusura bakmayın!
Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!
Bu yüzden aranızda, “Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!
“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın! Evet, 21 yaşındayım. Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.
Çünkü benim babam II. Murad değil, hocam da Akşemseddin değil.
Zaten İstanbul da artık Fatih’in fethettiği İstanbul değil.
Kalın sağlıcakla...”
**
Yani delikanlı haklı değil mi sizce de? Sadece şunu söyleyebilirim gençlerimiz ne kadar değerli olduklarının farkında değil genellikle.
Bu arada son hafta Üstad Ahmat Haldun Terzioğlu’nun yazmış olduğu “Büyük Hun Hakanı Mete Han” isimli kitabı okumuştum. Kitabın yarısı Mete Han’ın babası Teoman Han ile geçen dönemi anlatıyor. Metehan Hun Hakanı olduktan sonra henüz ordusunu hazırlayamadan komşuları aynı zamanda düşmanları olan Tunghular Mete Han’dan babasının atını isterler. Gelen elçi heyeti çok küstahtır. Mete Han bakar ki henüz ordusu hazır değil, Hun Budun’dan rastgele bir beyaz atı gönderir, babasının atı diye. Atı alan Tunghu’lar bir süre sonra takriben 1500 çeri ile yeni bir elçi heyeti gönderirler. Gelen elçi heyeti oldukça küstah bir şekilde Mete Han’dan Babası Teoman Han’ın kadınlarından birini isterler. Mete Han Subaylarını toplar, danışır, danışmanlarının çoğu Tunghu’lara savaş açılmasını isterler. Ancak Mete Han bakar ki hazırlamakta olduğu 100 bin atlı çeriden oluşacak ordusu henüz tam hazır değil. Hun Budun’dan Çinli bir kadını “Babasının Kadını” diye gönderir Tunghu’lara.
Ancak Tunghu’lar niyeti iyice bozarlar, kısa bir süre sonra Mete Han’dan sınırda kayalık bir arazinin kendilerine verilmesini isterler. Mete Han yine tüm subaylarını, danışmanlarını toplar. Tunghu’lardan gelen mektubu okutur, her kesin tek tek fikrini alır. Çoğunluk yine Tunghu’lara savaş açılmasını ister, ancak birkaç kişi sınırdaki toprak parçasının verilmesinin durumu kurtarabileceğini söyler. Mete Han çok kızar toprak verilmesine onay veren subaylarının hemen orada kellesini aldırır, daha doğrusu oklatarak öldürtür. Sonra da ordusunu toplayarak Tunghu’lara beklemedikleri bir baskın yapar ve hepsini perişan eder. Ama sefere çıkmadan Tunghu’ların küstah elçi heyetinin hepsini oklatarak öldürtür.
Türk Devlet ve Ordu yapılanmasının ilk mimarı olan Mete Han derki; "At benimdi verdim, kadın benimdi verdim ama toprak tüm budunun yani tüm ulusun ve kanla alındı, kanla alınan bir yeri nasıl veririm.”
Bu arada Sultan Alpaslan’ın babası Çiçi Han şunları söylemiştir. "Vatan Atalarımızın torunlarımıza iletmek için bize emanet bıraktığı kutsal topraklardır. Onursuz bir yaşam için terk edilemez.”
Selam ve Saygılarımla...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Halit Tükenmez - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aydın Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aydın Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Aydin Markaları

Aydın Ses Gazetesi, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 213 16 50
Reklam bilgi

Anket Sitemizi nasıl buldunuz?