Yörük kültürünün son bekçisi

Bugün yaşayan bir tarihten bahsedeceğiz. Yenipazar ilçesinin yüksek kesimlerinde kurulu Karaçakal-Köseler Mahallesi’ndeki mevcut 2 hanenin birisinde ikamet eden 80 yaşındaki Emine Karamenderes ile Yörük Kültürünü konuştuk. Herkesin terk ettiği yörük mahallesinin son bekçilerinden o. evlatlarının yanına yerleşmeyi de kabul etmiyor. tek başına terk edilmiş evlerin arasında yörük kültürüyle yaşamaya devam ediyor.

Yörük kültürünün son bekçisi
Yörük kültürünün son bekçisi
+5
Haber albümü için resme tıklayın

Zor koşullara rağmen halinden memnun olduğunu, ilçeye taşınmayı düşünmediğini dile getiren tarihi çınar Karamenderes, şimdilerde yaşam tarzının eskiye göre çok değiştiğine işaret ediyor. Devletten yardım almadan yaşamını sürdürmeye çalıştığını ifade eden Emine Karamenderes, "Devletin parasına muhtaç değilim. Yörük Kültürü'nde de bu var zaten. Kendi kendini idare etme..." diyerek kültürü ayakta tutmaya çalıştığını belirtiyor.

H.K:

Ninem, bize kendini tanıtır mısın?

E.K:

Benim annem Yörük, annemin babası Yörük değil. Benim dedem Yörük'müş. Kendi babam da Yörük. Annemler Karatekeli Yörüğü, babamlar ise Karaçakal Yörüklerindenmiş. “Denizli tarafında Karaçakal Köyü var” derlerdi. Atatürk öldüğünde 40 günlükmüşüm. 80 yaşındayım. Eşim 1992 yılında öldü. 4 çocuğum var, 3’ü erkek biri kız. 10 torunum var. Karaçakal Mahallesi’nde ikamet eden kadın olarak en yaşlı ben varım. Çanakkale Savaşları’nda babam 6 yaşında imiş, annem 2 yaşında imiş. Annem, babasını bilmiyormuş.

H.K:

Peki siz kaç kardeşsiniz?

E.K:

Biz 7 kardeşiz. Benim iki abim vardı. Onun ikisinin arasında biri ölmüş. 1937’de doğmuş, 3 aylıkken ölmüş. Annem derdi, ben bilmiyorum. Birisi bizim en büyüğümüzdü. Askerden hasta geldi. İlik kanseri vardı. Ameliyat etmişler, ilikleri akardı. 1950 yılında öldü. Birisinin 5 çocuğu vardı, O 40 yaşında öldu. Benim de 2 küçük kardeşim öldü. Zeliha kardeşim var. O da Yenipazar’da yaşıyor. İki kardeş kaldık, ben büyüğüm Zeliha’dan.

H.K:

Geçim kaynağın nedir?

E.K:

Kendi işimi görebiliyorum, halime şükür. Çocuklarım 15 günde bir yemek yapıp getiriyorlar. Ben de onları ısıtıp yiyorum. Kendi işimi burada görüyorum. Köseler Mahallesi’nde sadece iki hanede yaşam var. Biri ben, diğeri de Mustafa. Diğerleri hep göç etti Yenipazar’a. 65 sene inek güttüm, 65 yaşında sattım. Tavuk dahi yok şimdi. Kendimi idare edip duruyorum. Önceden sütüm, yoğurdum kendimindi. Tavuğum vardı yumurtam kendimindi. İneği satalı oğlan bakıyor.

H.K:

Herkes göç etti dediniz. Siz neden taşınmadınız?

E.K:

Herkes taşındı. Benim Yenipazar’a gidesim yok. Yenipazar’da ne işleyeyim ben? Gidecek olsam oğlumun, kızımın yanına giderim ama ben burada mutlu ve rahatım. Taşınma niyetim de yok. Eşim sağken de istemiyordum, şimdi de göçmek istemiyorum.

H.K:

Peki ninem devlet bakıma muhtaç olan insanlar için yardım ediyor, para veriyor. Sen bu yardımdan yararlanıyor musun?

E.K:

Allah devletin aylığını nasip etmesin. “Anam hasta, bakıyoruz” diyorlar, devletin aylığını alıyorlar. Devletin parasını Allah nasip etmesin. Zeytinliklerimiz yandı bizim 4 sene önce. “Devletin aylığına yazıl” dediler, yazılmadım. Kendimi idare ediyorum. Devletin parasına muhtaç değilim. Yörük kültüründe de bu var zaten, kendi kendini idare etme.

H.K:

Bize biraz 'Yörük Kültürü' hakkında bilgiler verir misin?

E.K:

Bizim yörüğümüz burada kışlarmış. Buradan Çivril’e göçerlermiş. Babaannem 12 yaşında imiş bir gün anlatmıştı. Yağmur yağdığından 15 gün göçememişler burada kalmışlar. Bir tane ineği kaybetmişler o zaman burada. İnek çalındı diye gitmişler oraya. Gitmişler oraya bakmışlar inek yatıyormuş. Göç geç kaldı diye kaçmış inek oraya. Benim de tavuklarım kaçtı. Biz de çam dikildiğinde baharda çamın yanına göçerdik. O yıl çam dikilmedi, oraya göçmedik. Benim 2 tavuk ve 1 horoz kayboldu. 'Tilki yedi' dedik, 2 gün sonra horoz ötmeye başladı, yukarıdan duyduk sesini. İnsanı bırak da hayvanlar bile göç zamanı kaçtı.

H.K:

Yörükler çadırların içinde yaşarlarmış. Siz de çadırda yaşadınız mı?

E.K:

Çadırda doğdum, büyüdüm. 18 yaşına kadar çadırda yaşadım ben. 15 yaşında nişanlandım, 3 yıl nişanlı kaldım. 18 yaşında evlendim. Çadırdan buraya gelin geldim. Kayınbabam bu evi ne zaman yaptı bilmiyorum. Dışarıda görülen şu odayı 1925 yılında yapmışlar. O zamanlar kiminle evleneceğini bilmiyordun. 'Kızım ben seni şuna veriyorum' yoktu. Ana, baba ne derse o oluyordu. Kızı oğlana görmeye ana baba giderdi.

H.K:

Ninem senin yaşantınla, şimdiki yaşam arasından ne gibi farklılıklar var?

E.K:

Bizim zamanımızla modern hayat çok farklı. Biz sırtımızda çocuğumuzla orak biçtik. Yoğurt dövdük, inek sağdık. Şimdi 'Bakamayacağı karıyı neden almış' diyorlar. Biz de ana-baba korkusu vardı. 'Sağ yanından soluna adamdan izinsiz dönme' derlerdi. Yörük yaşamında düzenlik vardı. Şimdi yok.

H.K:

Yörük ile Efe aynı mıdır? Efe, hiç Yörüklere zarar vermiş miydi?

E.K:

Efe o zamanlar çete imiş. Çanakkale Savaşları zamanları 'Biz Efe’yiz' deyip, insanları soyarlarmış. Burada da köyün yerlileri yüzünü kapatarak, 'Biz Yörük Ali Efe’yiz' deyip, Yörüklerin mallarını çaldılar. Efe, gavuru buradan sürünce 'Efe' olmuş. Yörük Ali’nin dürbünü varmış. Dürbünle düşmanı tanımış, savaşmış. Düşmanı buradan atınca 'Efe' olmuş.

H.K:

Ninem, son olarak söylemek istediğin şeyler var mı?

E.K:

Ben teşekkür ederim sizlere, buraya kadar geldiniz. Bizim kültürümüzü tanıtacaksınız. Sağ olun.

25 Ocak 2018 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aydın Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aydın Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Aydin Markaları

Aydın Ses Gazetesi, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (256) 213 16 50
Reklam bilgi

Anket Sitemizi nasıl buldunuz?