Nazilli Belediyesi Hangar Cafe
Sol Sabit
  • 08.01.2017
Mehmet TURAN

Mehmet TURAN

Âlime hürmet, aleme hürmettir

 

İslam Medeniyeti ilme o kadar ehemmiyet veriyor ki, gün geliyor en  celalli Türk Padişahı Yavuz Sultan Selim Han, Şeyhülislâm İbn-i Kemalpaşazade'nin,atının ayağından sıçrayan çamur için "Alimin atının ayağından sıçrayan çamur parçası bizim için şereftir "  dedirtiyor.
Büyük Yavuz Yavuz yapan da dedesi Fâtih Sultan Mehmed Hân Hazretlerinin medeniyet anlayışında gizlidir. Büyük Fatih,fetihten sonra İstanbul'a girerken, Rum kızlarının padişah zannedip ellerindeki çiçekleri Akşemseddin Hazretleri'ne uzatması karşısında Akşemseddin (ks) Hz. Fâtih'i işaret ederek:

— Padişah O'dur! dedi. Fâtih Sultan Mehmed Hân Hazretleri de:
— Pâdişâh benim ama, o benim hocamdır. Çiçekleri ona götürün, diyerek kızları geri çevirir. Bu Osmanlı Türk Medeniyeti'nin ana eksenidir.

Celalzâde Salih Çelebi Hadîkatü ’s-Selâtîn, adlı eserinde şu hikayeyi nakleder:

 Allâme Teftâzânî merhum bir gün talebeleriyle bir su kenarında çadır kurmuş, onlara ders okutuyordu. Devrin padişahı, âcil bir iş için has adamlarından birini atla bir yere ulak (postacı) olarak gönderdi. İşin ehemmiyetinden dolayı ona: “Yolda atın yorulduğu zaman, kimin atını bulursan, emrimi söyle, atını al, yola devam et!” diye emretti.
Ulak yola çıktı. Allâme Teftâzânî’nin talebeleriyle oturdukları yere yaklaştığında atı yorgunluktan çatladı. Heybesini omuzuna atıp yürümeye başladı.

Yüzü gözü toz içinde olduğu halde Allâme’nin konduğu su kenarına erişti. Geniş bir çadır kurulmuş, yanında da kuvvetli bir atın bağlanmış durduğunu gördü. Ulak atı almak için davranınca Allâme’nin talebeleri ona nazikçe: “Hocamıza hürmet eyle, Sultan’ın hatırını saydığı kimsedir. Birazcık burada sabreyle, elbette gelen geçen eksik olmaz, onlardan al” dediler.

Adam tezcanlı olduğundan hemen almak istedi, onlar güzellikle söyledikçe o aksilik etti. Nihayet talebelerden bir kısmıyla döğüşmeye başlayınca diğer talebeler de geldi ve onu öyle dövdüler ki vücudu darb izlerinden morardı, mürekkeb dökülmüş kâğıda döndü.

Ulak yoldan döndü, Sultan’ın yakın adamlarından olduğu için doğrudan huzura varıp feryad etti, gömleğini yırttı, darb izlerini gösterdi ve olanları anlattı.

Sultan tahtından inip onun yüzünü gözünü öptü ve:

“Gel bu şikâyetini bana bağışla. Ondan bunun intikâmını almaya benim gücüm yetmez. O benden ulu padişahtır.

Benim hükmüm ancak ülkem içinde geçer. Amma onun tasnif ettiği kitaplar yedi iklimde okunur. Devletimin bekâsı da onlara riâyetim ve hürmetim sebebiyledir. Benim rızamı istersen git, öfke ile üzerlerine vardığından dolayı ondan özür dile” dedi ve rütbesinden birkaç mertebe yüksek makam vererek onu razı eyledi, ayrıca bolca ihsanda bulundu.

Yeni Türkiye, ancak bu minval üzere bir Medeniyet Tasavvurunu hayata geçirmesiyle mümkün olacaktır.

Modernizmin hüküm fermâ olduğu seküler bir eğitimin Yeni Türkiye inşasında çok etkisiz kalacağı muhakkaktır.

Yüzümüzü Batı'ya döndüğümüz bir telakkinin içerisinde mutlaka Kendi Medeniyet tasavvurumuzun olması; olmazsa olmazımız olmalıdır.

Vesselam.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.