Sol Sabit
  • 05.01.2017
Hikmet  ÂDEM

Hikmet ÂDEM

MEKKE TARİHİ VE MEKKE’NİN FETHİ (II)

Mekke'nin Fethi (M. 630-H.8)

Müminlerin Mute savaşından başarıyla ayrılması, Arap kabilelerini sevindirdi ve İslâm Dininin kuzeyde yayılmasına sebep oldu. Mekke'li müşrikler ise, Mute savaşının sonucunu küçük görüp düşmanlıklarından geri kalmıyorlardı. Bu arada kendi dostları olan Bekir Oğulları kabilesine gizlice yardım ettiler. Müslümanların dostu olan Huzâa kabilesine baskın yaparak 23 kişinin öldürülmesine yol açtılar.

Huzâa kabilesi reisleri, Medine'ye gelerek yardım istedi. Peygamberimiz, Kureyşlilere haber göndererek:

-Ölülerin diyetlerinin ödenmesini,

-Veya Bekir Oğullarını himayeyi bırakmalarını,

-Yahut atdlaşmaya uymalarını istedi.

Kureyşliler andlaşmayı bozduklarını söyledilerse de hemen yaptıkları hatânın farkına vardılar. Ebû Süfyan'ı Medine'ye elçi gönderip andlaşmayı yenilemek istediler. Ebû Süfyan'ın Medine'de çalmadığı kapı kalmadı. Fakat kimseden yüz bulamadı. Öyle ki kendi kızı, Peygamber Efendimizin zevcesi Hazreti Ümmü Habibe bile babasını tersledi. Ebû Süfyan'm eli boş dönmesiyle Kureyşliler endişeye kapıldı. Huzâa kabilesi Medine yolunu tuttuğu için müminlerin durumu hakkında bir haber de alamıyorlardı.

Peygamberimiz ise, 10 bin kişilik büyük bir ordu hazırladı. Ramazan ayı içerisinde Mekke'yi putlardan temizlemek üzere yola çıktı. Kan dökülmeden Mekke'ye girilmesi için hareketi gizli tuttu. Yolda Fahri Kâinat Efendimiz, imân ederek Medine'ye gitmekte olan son muhacir, amcası Hazreti Abbas ile karşılaştı. O da ailesini Medine’ye gönderip kendisi orduya katıldı.

İslâm ordusu gece binlerce ateş yaktı. Kureyşliler gördükleri bu büyük manzara karşısında dehşete kapıldı. Ebû Süfyan olup bitenlerden bir haber alabilmek için bir tepeye çıkınca İslâm süvari karakoluna esir düştü. Hazreti Abbas, kendisini Peygamberimizin huzuruna getirdi. Ebû Süfyan orada İslâm’a girdi. Burada Mescid-i Haram'a sığınanlara, savaşmadan kendi evine kapananlara ve Ebû Süfyan'm hanesine girenlere dokunulmaması emri ile şereflendi.

Hicretin sekizinci yılı 20 Ramazan, milâdî 11 Ocak 630'da öğle vakti İslâm Ordusu tekbirlerle dört koldan Mekke'ye girdi. Silâh kullanılmadıkça kan dökülmemesi emrolunmuştu. müminler sadece birkaç direnişe karşılık verdi. Kabe'de bulunan 360 put kırıldı. Beytullah tertemiz oldu.

Kureyşliler, hayretler içerisinde sabah taptıkları putların, öğleye kadar hepsinin yerle yeksan oluşunu seyrediyorlar, Hazreti Bilâl'in Kâbe üzerinde öğle ezanını okuyuşunu ve binlerce ağızdan tekbirlerle Allahü Teâlâ'ya yapılan şükür ve hamd nidalarını dinliyorlardı. Böylece yıllarca taptıkları putların beş paraetmediğini anlamakla lanetler okuyorlar, İslam ile şereflenmeye koşuyorlardı.

Müminler Kâbe’de topluca namazlarını kıldılar. Peygamberimizin birlik ve eşitlik hakkındaki hutbesini dinlediler. Efendimiz (A.S), İslama çok zararı dokunan birkaç kişi dışında, bütün Mekke'lilere afv ilân ediyordu. O'nun bu cömertliği karşısında Mekkeliler, şimdiye kadar yaptıklarından utandılar.

Fethedildikten sonra Mekke

Hicretin sekizinci yılında Resulullah (s.a.s.)'e boyun eğen Mekke, Allah Teâlâ'nın mübarek kıldığı, İslâm dininin merkezi olaarak putperestlikten arındırılmış yeni bir hayata kavuştu.

Daha önce bağımsız bir şehir devleti olan Mekke'nin, fetihten sonra ekonomik ve sosyal durumu da değişmişti. Mekke, ihtiyaçlarını temin edebilmek için ihtiyaç duyduğu yoğun kervan faaliyetlerine eskisi gibi bağımlı değildi. Zira İslâm devleti, elde ettiği gelirleri ihtiyaç olan yerlere adil bir şekilde taksim ettiği için Mekke'nin ihtiyaç duyduğu her şey İslâm devleti eliyle sağlanıyordu.

Mekke, fetihden sonra Hac zamanlarında çok değişik manevî atmosfer altında hareketli ve canlı günlere kavuştu. Yeryüzündeki bütün müslümanların kalplerinde yaşattıkları ve oraya ulaşıp, Hac ibadetini yerine getirmek için büyük fedakârlıkları göze aldıkları manevî şehir olma özelliğini, kıyamete kadar sürdürmek üzere, elde etti.

Mekke, Râşid Halifeler döneminde siyasî yönden sakin bir hayat yaşadı. Beytullah için tarihi bir sorun olan sel baskınlarını önlemek için Hz. Ömer (r.a.) ve Hz. Osman (r.a.)'ın bazı çalışmalar yaptıkları görülmektedir.     Emeviler Döneminde

Hz. Ömer tarafından başlatılıp I. Velid zamanına kadar devam eden istimlaklar ile Kâbe'nin çevresindeki saha büyütüldü. Mekke, Emevîler zamanında bazı siyasî baskılara maruz kaldığı gibi, siyasî çıkarların elde edilmesi için askeri saldırılara uğradığı da olmuştur. Yezid'in haksız bir şekilde hilâfet makamına getirilmesini kabul etmeyen Abdullah İbn Zübeyr, muhalefetini Mekke'den yürütüyordu.

Abbasiler döneminde

Harun Reşid, Mekke için büyük harcamalar yapmıştı. Me'mun'un ölümünden sonra Abbasîlerin çöküşü başlamış ve ülke bir anarşi ortamına sürüklenmişti. Otoriteden yoksun kalan kutsal topraklar sık sık kanlı çatışmalara sahne oldu.

Karmatîler fırkasının terör havası estirdiği dönemde Mekke zorlu günler yaşadı. M. 916 yılından sonra Hac kervanlarının yolunu kesen Karmatiler, Mekke'ye düzenledikleri bir baskında çok sayıda insanı katlettiler.  Haceru'l-Esved'i sökerek Bahreyn'e götürdüler (M. 930). Sünnîliğe karşı açtıkları savaşın başarısızlıkla neticeleneceğini gören Karmatîler, Haceru'l-Esved'i geri getirdiler.

Osmanlılar Devrinde Mekke    

Mısır'ın 1517'de Yavuz tarafından ele geçirilmesinden sonra Hicaz bölgesi, Osmanlı toprakları içerisine girmişti. Osmanlı döneminde Mekke, manevî konumundan dolayı sürekli hizmet ve saygı görmüştür.İlmî kurumlar ve dini binalar için büyük meblağlar sarf ediliyordu.

Mekke, Vahhabîler'in ortaya çıkışlarına kadar şeriflerin bitmeyen mücadelelerine sahne oldu.

Vehhabilerin Eline Geçmesi

Necd bölgesinde güçlenen Vahhabîler, 1800'lerden sonra Mekke'yi sıkıştırmaya başlamışlar ilk önce Taif'e saldırmışlardı. Osmanlı, Vahhabî tehlikesini yok etmek için çareler aradıysa da1803'de, Emir Mes'ud komutasındaki Vahhabîler Mekke'yi ele geçirdiler. İtikadî yapılarından kaynaklanan bir takım aşırılıklara giriştiler.

Hicazdaki Osmanlı hâkimiyetini yeniden tesis etmek isteyen II. Mahmud, Mısır valisi Mehmet Ali Paşayı bu işle görevlendirdi (1811).1813 yılında Cidde'ye çıkan Kavalalı, Osmanlı’nın da kendisine yardım etmesi sonucunda Mekke'yi kolayca ele geçirdi.

Mekke’nin Osmanlıdan Koparılması

1869'da Süveyş kanalının açılması sayesinde İstanbul'un Hicaz bölgesiyle doğrudan teması mümkün olmuştu. Şerif Hüseyin, Osmanlıların, gereksiz bir şekilde Birinci Dünya Savaşına katılmasının peşinden İngilizlerle işbirliğine girerek Mekke'de bağımsızlığını, daha sonra kendisini halife ilân etmişti. Ancak bunu kimse ciddiye almadı. İngilizlerin, menfaatleri gereği, Şerif Hüseyin'i terk edip Abdulaziz b. Suud'a destek vermeleri sonucu Şerif yalnız kaldı. Onun 1924'de vefatı üzerine yerine geçen oğlu Melik Hüseyin, tutunamayarak önce Akabe'ye, oradan da Kıbrıs'a kaçtı. Mekke'yi rahat bir şekilde ele geçiren İbn Suud, 1926'da Hicaz kralı ilân; peşinden de Necid ve diğer bölgeler buna dahil edildi.

Bu tarihden günümüze kadar bu bölgeyi ellerinde bulunduran Suud Krallığı, önce, İslâm coğrafyasının bu bölgesinde nüfuz kurmaya çalışan İngiliz Emperyalizmine hizmet etmiş, arkasından, Batı Emperyalizminin lideri konumuna gelen, Amerika'nın yedeğine girmiştir.

Sözün özü şu ki:

Mekke, gayri müslimlerin ayak basmalarının yasak olduğu harem bölgesinin içindedir. Bu bölgede, bilhassa Harem-i Şerif'de insanlar, tam bir güvenlik içerisindedirler.

Mekke, İslâmın ve İslâm ümmetinin mukaddes bir beldesidir. Dolayısıyla buranın gerçek sahibi ümmeti Muhammed yani bütün Müslümanlardır.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.